Büyük Sıçrama Blog

Ata Akın Söyleşisi

“Avrupa Birliği Horizon 2020 diye çok yeni bir program tanımladı. Bu önümüzdeki 7 senenin ne tür araştırmalar yapılabileceğiyle ilgili, nelere öncelik verilse iyi olur dediği bir programdır. Bu programda 2 tane ana konu öne çıktı. Biri enerjidir, biri de sağlıktır. Türkiye bu konuda müthiş bir sıçrama yapmak üzere.
Hep deriz ne yapar, ne işe yarar mühendislik, diye. Bence mühendisliğin tek bir tanımı vardır o da, insan hayatının kalitesini yükseltmek için var olmuş bir alandır. Dolayısıyla bu bir süreç. Bilimsel çalışmalar teknolojik alt yapıya, teknoloji de insana dönebiliyor. Bu haliyle baktığınız zaman ortaya mühendisliğin bir sürü kullanım alanı çıkıyor. İnsanın kalitesi dediğimiz zaman sadece arabalar, uçaklar düşünmüyoruz, cep telefonları, sağlık alanları gibi alanlar düşünüyoruz.

Bu tür gelişmelerde genelde insanlarda ve teknolojinin ilerlemesinde hep sıçramalar olmuştur. Bu sıçramalar Lineer değildir.

 

Teknolojinin ilerlemesi çizgisel bir süreç midir?

Lineer olmayan bir şeydir sıçrama. Dikkat ederseniz yukarı doğru bir fırlama vardır. Bunun oluşabilmesi için birkaç unsur gerekiyor. Ya tırlak bir hoca çıkacak ben bunu buldum diyecek ki böyle örnekler vardır Newton gibi, Einstein gibi, Kuantum mekaniğinin yaratıcıları gibi… Ya da şirketler diyecekler ki, bir ihtiyaç var. Wright Kardeşlerin uçağı yapması gibi. Onlar da bir sıçramaya sebep olmuşlardır. Herkes uçmanın gerekliliğini hissederken, onlar cesaret edip her şeylerini ortaya koyup uçmayı başarabilmişlerdir. Edison da öyledir. Senelerce uğraşmıştır o ampulü bulabilmek için. Bu sıçramaları yapmak kolay olmuyor ama sıçrama büyük görünebiliyor.

 

Ülkemize de baktığımız zaman bu sıçramaları yapacak insanlara ihtiyacımız var. Bu insanların da belirli bir eğitimden geçmesi, belirli bir dolgunluğa ulaşması ve de tabi ki devlet politikalarıyla da biraz desteklenmesi gerekiyor.

Yani ya anadan babadan para kalacak ve işine bu parayı yatıracak ya da devlet politikaları sonucunda bunlar olmaya çalışacak. Ülkemizde bu tür politikalar 1950′lerden itibaren geliştirilmeye başlandı. Örneğin pancar motorlar. Onların geliştirilmesi de devletin çıkıp bir teşvik vermesiyle olmuştur. Pancar motorun karşısına da bir MOTOSAN çıkmıştır. Onlar rekabet içerisinde dizel motoru (bunların biri hava soğutmalı biri su soğutmalıdır) ülkemize kazandırmışlardır. Fakat baktığımız zaman bunlara pek bir sıçrama diyemeyiz. Daha çok teknolojinin ithali ve burada mühendisliğe dönüştürülmesi diyebiliriz. Dolayısıyla bir tasarım olmuyor işin içinde. Mühendislikte tasarımdan başlayan yani ihtiyaçtan doğup son ürüne gidene kadar bir süreç gerekir. Mühendislik bütün bunları içerir. Devlet, ülkemizde bu gelişmelerden geri kaldığımızı fark edip bir politika değişikliği yapmıştır ve 1990′lardan itibaren teşvik yasaları çok artmıştır. Hatta öyle ki 2000′lerden itibaren TÜBİTAK’ı da, Sanayi Bakanlığını da devreye sokarak müthiş teşvikler başlamıştır. Bunların neden yapıldığı önemli. Yapılması çok doğru ve bir sıçrama yaşatmak istiyorlar.
Ülkemizdeki mühendislik eğitimini nasıl buluyorsunuz?

Artık mühendislik eğitimi köklü ve başarılı olmaya başladı. Şöyle ispatlayabiliriz, yurt dışına giden her öğrencimiz bizde mühendislik eğitimini aldıktan sonra çok başarılı mühendisler olabiliyorlar,  akademisyenler olabiliyorlar ve çok seçkin üniversitelerde çalışabiliyorlar. Tabii böyle yatırımlar ve teşvikler başladığı zaman mühendislikte de ister istemez “Acaba biz nasıl daha iyi mühendisler yetiştirebiliriz?” düşünceleri başladı. Ülke olarak üniversite bakımından çok zenginiz. Farklı ekoller var, farklı yaklaşımlar var ve ben bunlarla çok gurur duyuyorum. Devlet de bunların hepsini desteklemeye yetişmekte zorlanıyor ama bakın şöyle;
Sanırım mühendisliğin dört tane sac ayağının olması gerekiyor ki geleceğin vizyoner mühendisini yetiştirebilelim. Bunlardan biri mühendisin tutkulu olması… Mühendis üretmek ve yaratmak için yaşamalı. Kimsenin görmediğini eksik ve az imkanlarla yaratabilmeyi becermeli.  Bu bir optimizasyon problemidir.

Çünkü elinde kısıtlı kaynak vardır, bilgisi de kısıtlıdır ve bunlar içerisinde bir sıçrama yapar. Kötü bir örnek olacak ama mesela atom bombası böyle bir örnektir. Buzdolabı böyle bir örnektir. Penisilinin, antibiyotiğin bulunması böyle örneklerdir. Bunlar mühendislik mi diyeceksiniz ama bunların hepsi bilimin faydaya dönmüş, sonra da endüstriyel bir ürüne dönmüş halleridir.  Demek ki mühendisin tutkulu olması lazım. Bunu mühendislik eğitiminde birinci sınıftan başlatmamız lazım. Yurt dışında bunu başlatıyorlar. Dolayısıyla gelen çocuğa en dört sene sonra mühendis olacaksın değil, “Sen bugünden mühendissin. Al eline oyuncaklarını, oynamaya başla bakalım.” denmeli. Bu tutkuyla çocuk o dört sene boyunca üretmenin, yaratmanın heyecanını yaşamalı.

Bence ikinci önemli unsur, endüstrinin ihtiyaçları doğrultusunda bilgili mühendis yetiştirmeye başlanması. Biz öğrencilerimize iyi bilgi veriyoruz.

Her üniversitemizde hocalarımız çok donanımlılar ve öğrencilerimize büyük miktarda teorik bilgi verebiliyoruz. Fakat bence mühendisliğin en büyük özelliği, peki endüstri gerçekten bu bilgiye ihtiyaç duyuyor mu? Endüstri nasıl bir mühendise ihtiyaç duyuyor? Ne tür donanımlı bir mühendise ihtiyaç duyuyor? Dolayısıyla ikinci olarak da endüstrinin ihtiyaçları doğrultusunda bilgili mühendis yetiştirmemiz lazım.
Son dönemlerde en çok kullanılan laflardan biri inovasyon. Nedir bu inovasyon?


Esasında sıçrama burada oluyor. Sıçramayı yaratan unsur budur. Herkesin bildiğinin, yapabildiğinin dışında, ama herkesin de ihtiyaç duyduğu bir atılımdır. Hani Mars’a gitmek değildir inovasyon ama bir cep telefonunun özel bir özelliğini yapmak inovasyon olabiliyor ya da enerji alanında özel bir dönüşümle enerjinin çok daha verimli bir şekilde elde edilebilmesi.

Kimse bunu düşünememiştir ama bir kişi düşünmüştür. İşte inovasyon böyle olur. Bunun yöntemleri var. İnovasyon nasıl yapılır, nasıl düşünülür, nasıl kendini bu konuda yetiştirebilirsin?  Çoğu üniversitemiz bu konuda çok büyük eğitimler başlatmıştır. Ayrıca inovasyonun sadece fikirde kalmaması, ürüne dönüştürülebilmesi için bunun bir transferinin yapılması lazım. Buna da teknoloji transferi deniyor. Çok yakın zamanlarda TÜBİTAK bu konuda çok ciddi bir atılım yaptı. Dedi ki, ilk ellide olan üniversitelerin bu tür bir girişimcilik yapabilmeleri için ben bunlara bir insan altyapısı kazandırmak amacıyla destekte bulunacağım. İşte sıçramalar yurtdışında böyle oluyor. Genç çocuklar, genç hocalarla beraber fikri alıyorlar, teknolojiye dönüştürüyorlar, laboratuvarda geliştirdiklerini bir ürüne dönüştürüyorlar. Çünkü laboratuvar genelde var olan teknolojinin 20- 30 sene önünde gider. Ama ihtiyaç bugündür. Bilim insanı 20-30 sene sonrasını düşünse bile bugünden ona çalışmaya başlamıştır.

İşte teknoloji transfer ofisleri bu tür bir inovatif yani yenilikçi yaklaşımın ilk filizlerinin atıldığı başlangıç noktaları oluyor. Bu teknoloji transferleri işte inovasyona sebep oluyor. Öğrencilerimizi işte bu konuda yetiştirmemiz gerekiyor. Cesaretli olmak,  sadece “ben bir şey düşündüm” değil, onun için para da bulması gerekiyor çocuğun. O para kaynağına nasıl ulaşılır, nasıl bir öneri yazılır,  proje önerisi ne demektir,  iş modeli ne demektir bir şekilde bunları da öğretmemiz gerekiyor. Bu üçüncü ayak oldu.

 

Biz mühendisleri sanırız ki, bir masa başında otursun, çalışsın. Yok öyle bir şey! Günümüz mühendisleri, artık mutlaka konuşmayı, insan ilişkilerini iyi bilen bireyler olmak zorundalar.

Dolayısıyla artık yeni mühendislik eğitiminde öğrencilerimizi bu konularda da yetiştirmeye başladık. Yani bu sadece dersle de olmaz. Bütün üniversite politikasının, öğrenci faaliyetlerinin, öğrencileri destekleyen diğer birimlerin yani ders dışı eğitim birimlerinin olması, öğrencilerin dış dünyaya hazırlanması gerekiyor. Dolayısıyla insan ilişkileri konusunda, felsefe konusunda, doğa bilinci, etik konusunda bilinçlendirilmeleri gerekiyor.

Artık çok ilginç dönemlere giriyoruz yani aşçılık alanında bile nasıl kalori hesaplanır , kimya derslerine giriyor bu insanlar.  Kalori hesabı, katkı maddesi olmayan ürünlerin kullanılması üzerine deneyler yapıyorlar. Bunların hepsini de mühendislik gibi düşünelim. Dolayısıyla bence dördüncü ayağında da insan ilişkileri açısından kuvvetli öğrenciler yetiştirmemiz gerekiyor. Bence geleceğin mühendisleri bu şekilde vizyoner yetiştirilebilir, cesaretli olurlar. Hem devlet politikalarımızda hem de yeni yeni yetişen şirketlerde büyük destekler oluşmaya başladı.

Ben bunları gördükçe çok gurur duyuyorum. Biz üniversitemizde de bu tür atılımları desteklemeye çalışıyoruz. Dışardan gelen insanlar var, kapılarımızı açmaya çalışıyoruz. Sonuçta buralar da hep kamu alanları. Desteklerimiz var. Ülkemizin gelişimine bakarsanız çok büyük şirketlerimiz var. Bunlarla gurur duyuyorum. Zaman zaman onları çeşitli projeler kapsamında ziyaret etme fırsatını gördüm. Gerçekten gurur duydum. Çok büyük şirketler var. Gerçek mühendislik yapıyorlar. Mühendisliğin bütün sıkıntıları ve kıstasları içinde çalışıyorlar. Standartları öğrendik, o çok önemli. Tasarım kısıtlarından biri standartlardır. Biz mesela eğitimimizde bu standartları yeni yeni koymaya başladık. Standart ne demektir, standartlara uygun nasıl yapılır? Çünkü sonuçta bir araba yapıyorsun, lastiği şöyle olsun, içine adam böyle otursun. Olmuyor kardeşim! Ergonomik olarak kafayı çarptığın zaman bir söndürme katsayısı var o koltuğun. Bunun bir standardı var. Siz onu öyle yapmazsanız kimse satın almaz. Dolayısıyla artık öğrencilerimize bunları da öğretmemiz gerekiyor. Dediğim gibi bu bir optimizasyondur. Her ne kadar vizyoner, uçun dediysek de ayakları yere basan, teknolojinin ve endüstrinin ihtiyaçları doğrultusunda gençler yetiştirmeyi bilmemiz gerekiyor.

Bu anlamda da bir sıçrama ve gelişme görüyor musunuz? Yani bahsettiğiniz şeyi nasıl tanımlarsınız kısaca bir  görüş alabilir miyiz şirketlerinizle ilgili?

Türkiye devlet politikası olarak Avrupa topluluğunun ve dünyanın eğilimlerine paralel gitmeyi tercih etti. Bu da güzel bir tercih. Şimdi Avrupa Birliği çok yeni “Horizon 2020” diye bir program tanımladı.

Bu önümüzdeki 7 senenin ne tür araştırmalar yapılabileceğiyle ilgili, nelere öncelik verilse iyi olur dediği bir programdır. Bu programda 2 tane ana konu öne çıktı. Biri enerjidir, biri de sağlıktır. Türkiye bu konuda müthiş bir sıçrama yapmak üzere bence.

Bütün eğitimini, bütün kaynaklarını buraya kaydırmaya başladı. TÜBİTAK, Sanayi Bakanlığı, Enerji Bakanlığı hatta yerel organizasyonlar, İstanbul’da İstanbul Kalkınma Ajansı ya da Ankara ve İzmir kalkınma ajansları bunların hepsi bu konuda müthiş yatırımlar yapmaya başladılar.

Bu tabi ister istemez bilimi ve teknolojiyi geliştiren şirketleri de o doğrultuda hareket etmeye yönlendiriyor. Bu da rekabeti getiriyor. Dolayısıyla eskiden bu konuda üç beş kişinin eline kalan oyun alanı, bir anda yüzlerce başvuru ile karşılaşacaktır. Bu biraz yazı tura, kimin ne yaptığı belli olmuyor ama içlerinden en iyisini seçmeye başladıkları zaman, on projeden bir-ikisi başarsa, ama başarsa diye bu destekler arttı. Dolayısıyla ben önümüzdeki 3-5 sene içerisinde Türkiye’de büyük bir sıçrama bekliyorum. Ülkemdeki bilim insanıyla ve öğrencilerle de bu konuda gurur duyuyorum. Devlet politikası da gerçekten çok büyük destekler vermeye başladı.

Ben 1995 senesinde Amerika’ya gittiğimde, burada bilim yapılamıyor, diye gitmiştim. 2001 senesinde kesin dönüş yapmaya karar verdim. İçimde bir şeyler kıpırdadı. Burada bir şey olacak ben döneyim, diye. 2004 senesinde TÜBİTAK kariyer programını açıkladı. Yani yeni gelen gençlere kariyerlerini sürdürebilmeleri için 3 senelik bir yatırım yapmaya karar verdi. 2006 yılında TÜBİTAK’ın bütçesi artmaya başladı 2010-2011′lere geldiğimizde bu Türkiye’nin toplam gelirinin yüzde birine yaklaşmaya başladı. Bu müthiş bir rakam. Ve bunu da arttıracaklar.

Bu paraların harcanması, doğru harcanması ve doğru ellere harcanması gerek. Bunu da öğreneceğiz. Öğrendikçe de bence müthiş bir sıçrama eşiğine geliyoruz. İyi de rekabet var. Yani hem üniversiteler hem şirketler çok büyük rekabet içerisinde. Rekabet olduğu için kar marjları düştü. Dolayısıyla inovasyon gerekiyor. İşte bu inovasyonda kar marjını tekrar arttırabilmek için üretim teknolojisini değiştireceksin veya üretim metodunu değiştireceksin. Ve bunu sürekli yapacaksın. Bu da tabi bizim ekmeğimize yağ sürüyor, çünkü bizler bunu öğretiyoruz.

Ben çok büyük sıçramaların eşiğinde olduğumuzu; özellikle elektronik, enerji ve sağlık alanında büyük sıçramalara gebe olduğumuzu görüyorum.

Teşvik bu işin bence en önemli adımı. İnovasyonun en büyük ayağı budur. Ya bir potansiyel göreceksiniz siz bu işi yaptığınız zaman büyük bir pazarı ele geçireceğinize, ama yatırım olmadan olmuyor. Ya da birisi size diyecek ki abi buraya yatırım yap, ben sana yatırım yapıyorum sen de zihnini koy, bu işi yapalım. Devletlerin zaten bu tür rolleri olması bence çok önemli. Ülkemizde bu politikalar gelişmeye başlıyor. Bizde de olacaktır. Onlar olmaya başladıkça bu yatırımları göreceksiniz. Ben bunları gözlerimle gördüm. Bursa’da gördüm, İzmir’de gördüm, Manisa’da gördüm, İstanbul’da Ankara’da bu şirketleri gördüm. Başka yerleri bu kadar görme fırsatım olmadı ama çok büyük şirketlerimiz güldür güldür geliyorlar.

Eminim onlar da bu tür yayınlara, reklamlara başlayacaklardır.

Bir de yine çok muhteşem bir şey bence, Teknoparklar. 2000’lerden itibaren çok büyük bir cesaretle hem devlet hem Sanayi Bakanlığı özellikle, Teknopark açılmasına yol açtı. Bunlar üniversite sanayi iş birliğine , sıçramanın gerçekten yapılabileceği birleşme noktalarına destekler çıkmaya başladı. Yurt dışında bunların hepsi 40-50 senedir vardı. Şirketler üniversitelerin dibine geldiler.

Oraya geldiklerini görünce belediyeler oradan daha az vergi almaya başladı. Bunlara inkübatörler deniyor. Kuluçka merkezleri deniyor. Vergi indirimleri yapılmaya başladı. Oradan başka teşvikler çıktı orada çalışılsın diye. Şirketler de oraya geldiği için bu sefer hem üniversite, hem başka organizasyonlar o yerlere alt yapı yatırımları yapmaya başladı. Dolayısıyla genç, inovatif fikirleri olan arkadaşlar oraya gelip o altyapıyı kullanarak bir sıçrama kaydedebildiler. Yani siz bunları yaratmazsanız kimse inovasyon yapamaz. Yani garajda bir şeyler yapılıyor ama Google gibi, esasında bu tür teknolojileri yaratmak için, belirli bir altyapıya ulaşabilmek için bu ortak kullanım alanları gerekiyor. Teknoparklar da bunu sağladı. Çeşitliliği arttı ve eskiden rant amacıyla kullanılan bu Teknoparklarda artık gerçek iş yapılıyor. Bunun çok güzel örnekleri üniversitelerimizde görülebiliyor. Gidip görmek ve hayran olmamak elde değil.

 

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mıdır?

Yok, çok teşekkür ederim.

                  

Söyleşi Tarihi : Büyük Sıçrama 2014-15

Relatived Posts
Vural Akman Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Prof. Dr. Duran Leblebici Söyleşisi ( 28 Dec,2016 )
Sıddık Yarman Söyleşisi ( 9 May,2017 )
Prof. Dr. Reha Civanlar Söyleşisi ( 23 Oct,2015 )
Zafer Sevdi Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Written by