Büyük Sıçrama Blog

Cengiz Ultav Söyleşisi

 cengiz ultav 1

“Panel yurt dışından geliyor. Entegre devreler yurt dışından geliyor. Onun için bu, çok büyük bir kısmı yurt dışından gelen Türkiye’yede çok büyük katma değeri olmayan bir ürün. Hayır, kesinlikle öyle değil. Türkiye bugün Avrupa’daki tüketici elektroniği pazarının çok büyük bir kısmını müşteri olarak tatmin eden, onun bütün ihtiyaçlarına cevap veren, onun televizyonun etrafındaki diğer bütün ihtiyaçlara cevap veren, onlara çok sayıda model üreten, esnek bir şekilde teslimat yapan ve kanalları sürekli bu tip ürünlerle ve rekabetçi ürünlerle dolu tutan bir üretim merkezidir.”

 

 

Bizim televizyon sektörümüzün 80′li yıllarda bir çıkışı var. Siz neye bağlıyorsunuz ? O çıkış esnasında tasarımda, üretimde biz bir şeyler katabildik mi yoksa başka stratejik avantajlarımız da var mıydı? Bütünüyle birlikte bu çıkışı nasıl değerlendirebiliriz?

 

Bu ilk döneme baktığınız zaman, ilk dönemdeki çıkışın temeli Türkiye’nin o dönemdeki ithalat ikamesi stratejileri doğrultusundaydı ve Türkiye’de televizyon yayını yeni gelmişti. Dolayısıyla bu yönde talep artınca önce siyah-beyaz televizyonların daha sonra da renkli tüplü televizyonların daha büyük bir yoğunlukla Türkiye’de yapılması şeklinde gelişmeler oldu. Bunu iki yönde değerlendirmek lazım. Birincisi o dönemde ithal ikamesi politikalarına bağlı olarak öncelikli alanlardan bir tanesiydi. İkincisi oldukça fazla sayıda girişimci bu konuda yatırım yaptılar Türkiye’de. Önce siyah-beyaz televizyonlara daha sonra da renkli televizyonların üretimiyle ilgili. Ama Türkiye’nin genel politikaları değiştiğinde ve ihracat teşviki şeklindeki, sanayinin teşvik edilmesi dönemine gelindiğinde ihracat pazarları da daha fazla göz önüne alınarak ikinci bir atılım dönemine geçildi. O dönemde de Türkiye sonuç olarak Avrupa’da da çok büyük pazarlara ulaştı.

 

Türkiye bir nevi LCD ve LED fırsatını kaçırdı gibi bakılıyor. Acaba bu doğru bir bakış mı?

 

Aslında kaçırdı gibi bakmamak lazım. Bugün bir televizyonun içine baktığınız zaman ister LCD olsun ister LED olsun, isterse tüm entegre devreleri olsun hemen hemen çok yerde ve Uzakdoğu’da yapılıyor. Yani Amerika’da, Avrupa’da, Güney Amerika’da kim olursa olsun bu tüketici elektroniği konusunda bir ürün yapmak istiyorsa, bu Component’leri Uzakdoğu’dan getirtmek mecburiyetinde.

Ama bu Uzakdoğu’dan alınan Component’lerin çok farklı şekillerde alımı var.

 

Yani sizin bir LCD paneli her şeyiyle tamamen dışarıdan alma durumunuz olabilir.

Yani komple camlar, özel camlar, filmler, bunun elektronik devreleri, bunun mekanik devreleri, bunun aydınlatma devreleri ile tamamının monte edilmiş vaziyette dışarıdan alınması durumu da olabilir. Sadece LCD paneline baktığımız zaman veya bunların sadece camlarının, panellerinin getirilip daha sonra elektronik, mekanik ve bütün ışıklandırma katmanlarının Türkiye’de bir araya getirilmesi şeklinde LCD ve LED panellerin yapılması mümkün.

 

Bunu farklı şekillerde de yapan Türkiye’de birçok firma var. Yani komple ithal edenler de var veya bizim Vestel tarafında yaptığımız gibi cam, film ve ondan ötesini tamamen Türkiye’de yapmak şeklinde de bu panelleri elde edenler var. Ancak televizyon dediğiniz zaman, bu televizyon içerisindeki panel veya diğer elektronik devreler veya diğer bütün mekanik parçalar sizin son yarattığınız katma değerin aslında küçük bir kısmı. Yani toplasanız bütün elektroniğini, mekaniğini, kutulamasını vs bir takım şeyleri %50′yi geçmez.

 

Diğer tarafta sizin her müşterinin ihtiyacına doğru cevap verebilmeniz, ona yeterli sayıda model üretebilmeniz, imalat sayılarındaki esnekliğiniz, kanalları sürekli farklı ve diğer destekleyici ürünlerle, alıcılar vs gibi bir takım ürünlerle destekleyebilmelisiniz. Yaratılan katma değerin ve size dışarının ihraç ettiğiniz ülkelerin verdiği paranın çok büyük bir kısmını teşkil ediyor. Dolayısıyla herkesin aklında şöyle bir şey var:

 

Panel yurt dışından geliyor. Entegre devreler yurt dışından geliyor. Onun için bu, çok büyük bir kısmı yurt dışından gelen Türkiye’yede çok büyük katma değeri olmayan bir ürün. Hayır, kesinlikle öyle değil. Türkiye bugün Avrupa’daki tüketici elektroniği pazarının çok büyük bir kısmını müşteri olarak tatmin eden, onun bütün ihtiyaçlarına cevap veren, onun televizyonun etrafındaki diğer bütün ihtiyaçlara cevap veren, onlara çok sayıda model üreten, esnek bir şekilde teslimat yapan ve kanalları sürekli bu tip ürünlerle ve rekabetçi ürünlerle dolu tutan bir üretim merkezidir.

 

Şimdi, Avrupa’ya baktığınız zaman, Avrupa pazarında Phillips’i, Tayvanlılara satıldı. Eski Sony ortada yok. En büyük rekabet için karşınızda olanlar Koreli firmalar ama Türk firmalarının hepsi Avrupa’da rekabet gücünü devam ettiriyor. Markalı veya markasız bir sürü ürünü Avrupa’daki müşterilere teslim ediyor. Dolayısıyla bu da şunu gösteriyor ki bir televizyonu, işte panel dışarıdan geliyor, Component’ler dışarıdan geliyor o halde yerli katkı nedir diye sorgulamak çok doğru bir yaklaşım değil.

 

Çin ile rekabetin sırrı nedir size göre?

 

Farzedin ki bir Çinli firma. Bu Çinli firma paneli kendisi yapıyor, kendisi Component’leri yapıyor ama niye Türk firmasından alıyorlar? Component’ler, paneller onların. Avrupa’daki Türk firmalarının pazar payı %30 – %40 civarlarında. Neden Türk firmalarından alınıyor? Bunun birkaç tane sebebi var.

 

Bir, Türk firmalarının müşteriyi daha iyi anlama yetenekleri var. Çok daha iyi bir şekilde müşteriyle bir arayüz kuruyorlar ve onların istediklerini temin ediyorlar. İki, Türk firmaları esnek. Bir Çinli firma eğer üst model yapabiliyorsa, en küçük Türk firması dahi bunun 2-3 misli model yapıyor. Avrupa gibi sofistike pazarlarda bu önemli.  İnce segmentli pazarlarda bu önemli. Avrupa’da onlarca ülke var. Ayrıca bu ülkelerin televizyon vs şeklindeki tüketici elektroniğini çok daha yoğun bir şekilde aldıkları “Christmas” dönemleri var, futbol şampiyonası dönemleri var, Olimpiyat dönemleri var ve buralarda insanlar hep farklı, daha gelişmiş, daha estetik, daha istediklerine uygun ürünleri talep ediyorlar. Bu talebe, bu esneklikle Türkiye çok daha doğru bir şekilde cevap veriyor. Onun için de pazar payını korumaya devam ediyor.

 

Üçüncü de şudur, Çinli firma umumiyetle 10.000′in altında sipariş kabul etmez ama Türk firmaları için bir konteynır, 100 adet sipariş de, 100.000 adet sipariş kadar önemlidir ve hemen hemen 2-3 gün içersinde Avrupa’nın herhangi bir noktasına teslimatı yapılır. Dolayısıyla bu işe bir montaj olayı damgasını vurmak isteyenler çok çok yanılıyorlar.

 

Gömülü sistemler hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Bütün bu cihazların içerisinde, tüketici elektroniği cihazlarının içerisinde sadece donanım yok. Oldukça yüklü miktarda da yazılım var. Gömülü yazılım var. Algoritmalar var. Bu renkleri daha iyi müşteriye sunan, şekilleri, kontrastı vs. Bütün bunlar daha kaliteli bir şekilde müşteriye ulaşmasını sağlayan yazılımlar sistemi içerisinde çalışıyor. Her bir televizyon içerisinde neredeyse bir bilgisayarın gücü var, işlem gücü var. Dolayısıyla buralarda da çok enteresan bir takım algoritmalar çalışıyor. Bu algoritmaların hepsi de yerli olarak üretiliyor. Tabi bu yönden de baktığınızda bunlar önemli dolayısıyla sadece müşteriyi tanıma, esneklik, siparişte daha iyi teslimatlar yapabilme ama bunun yanında da yerli, oldukça önemli bir yazılım gücü var. Bunun değerini de gözardı etmemek lazım.

 

Birincisi bunları artık akıllı cihazlar kategorisine koymak mümkün. İkincisi, Türkiye’nin esnekliği, Türkiye’nin sürdürdüğü Avrupa gibi yerlerdeki sofistike pazarlardaki payı ileride çok daha akıllı bir takım cihazların Türkiye’den teslim edilmesi konusunda da büyük bir potansiyel taşıyor.

 

Aslında okuyoruz, Türkiye neredeyse Abdülmecid döneminden beri teknolojiyi ilk önce takip ediyor, alıyor, ondan sonra montaj, ondan sonra tasarım yapmaya başlıyor. Sonra patentler almaya.. Şu anda aslında bir nevi teknolojinin tasarım rütbesi içerisinde gibiyiz. Bunun bir sonraki adımı tabi ki buluşçuluk, inovasyon. Türkiye bir inovasyon ülkesi olabilecek mi?

 

Abdülmecid döneminden bu güne kadar en değişmeyen şey bu tip konuların arz tarafından gelmesi. Yani birileri, bir fil dişi kuleden, deniliyor ki inovasyon yapılacak, yap veya Devlet Planlama’dan deniliyor ki şu alan çok önemlidir, yapılacak, yap. Bunun geçerli olduğu bir takım dönemler belki vardı ama bugün artık arz taraflı politikalar, dünyanın hiçbir yerinde büyük katma değerlerin yaratılması için geçerli yöntemler değil.

 

İnovasyon konusu da böyle bir konu. Talep tarafının güçlendirilmesi mi gerekli?

 

Talep tarafının güçlendirilmesi dediğimiz zaman neyi ifade ediyoruz. Şimdi şuna karşıt olan şey nedir ona bakalım. Diyelim ki Türkiye’nin çok iyi üniversitelerinden mezun olmuş bir takım insanlar devletin x kademesinde çok önemli bir noktaya geldiler. Yetkilerini kullanıyorlar, güçlerini kullanıyorlar ve Türkiye’nin diyelim ki elektronik konusunda inovatif bir ülke haline gelmesi için kanunlar çıkarıyorlar.

Ama bakıyorsunuz, neticede kimyasal reaksiyon başlamıyor. 1-2 tane kıvılcım, 1-2 tane ateş, 1-2 tane patlama ama bunu sürdürme dediğimiz noktada problemler oluşuyor.

 

Arz taraflı sistemlerin, yani tepeden inme taraflı, diye ifade edilebilecek sistemlerin devri geçti mi?

 

Eski dönemlerde belki bunun geçerliliği vardı ama bugüne baktığınız zaman dünyanın hiçbir tarafında artık bu geçerli bir yöntem değil. İleriye baktığınızda daha geçersiz olacak çünkü bu internetin içerinde bütün bu birikimin hangi tarafa kayacağı tamamen arzın yönlendirdiği değil, talebin yönlendirdiği bir şey. Siz internet birikimini nasıl kendi tarafınıza çekeceksiniz ve ondan sonra, bunun üzerine inovatif hizmetleri ister eğlence alanında olsun, ister eğitim alanında olsun, ister sağlık alanında olsun, ister ulaşım alanında olsun… Bunları nasıl kuracaksınız? 

 

İnovasyon boru hatları nedir?

 

Şimdi, buradaki başarılı modellere baktığınız zaman inovasyonun hizmet ve pazar sahibi, hizmet ve ürüne dönmesi ve bunun sürdürülebilmesi konusunda başarılı olanlar böyle petrol boru hattı gibi inovasyon boru hatlarına sahip oluyorlar.

 

Bu inovasyon boru hatlarının bir tarafında tematik bir takım alanlarda temel araştırmalar yapan üniversiteler var. Yani yarı iletken teknolojileri olabilir veya farklı farklı teknolojiler olabilir ama bütün bu alanlarda devletin çok büyük teşvikler verdiği gerçek temel araştırmaları yapıyorlar. Bu boru hattının bir tarafında bu temel araştırmalar yapılırken bunun içerisinden ticari yöne hızla hareket edebilecek bir takım kavramlar ortaya çıkmaya başlıyor. Yani siz bir tematik alanda, bir üniversitede, birkaç üniversitenin çalışma yaptığı alandan bu boru hattının bir ucunu hayal ederseniz, bu boru hatlarından bir tanesini hayal ederseniz mesela LCD, LED teknolojileri veya görüntü birimi teknolojileri diyelim. Şimdi bunun bu tarafında, bundan sonraki dönemde yani LCD bu çalışmalar yapılmış. LED’de bu çalışmalar yapılmış. Şimdi hangi çalışmalar yapılıyor? Grafen üzerinde yapılıyor yani ileri malzemeler üzerinde çalışmalar yapılıyor. Bu ileri malzemelerden bizim televizyon üzerine nasıl bu boru hattı oluşturuluyor ona bakalım.  Üniversiteler  bu ileri malzemeler, grafen vs gibi konularda araştırmaları yapıyor.

 

Bu araştırmalardan hızlı bir şekilde ticarileştirecek olan bir takım kavramlar, 100-200 kavram sınanıyor. Bu sınanan kavramlardan prototipler yapılıyor. 10-20 prototip yapılıyor. Bu prototipleri ele alan bir takım firmalar, sonucuna bakmaksızın böyle bir teknolojiyi erken adapte edecek insanlar için ürünler yapıyor. Bunlar test sahası, bu erken adaptasyon ürünleri. Ondan sonra bunların birkaç tanesi rekabetçi ürün oluyor. En sonunda bir veya iki tanesi sürdürülebilir pazar payına sahip büyük katma değerli işler olarak firmalara dönüyor ama sizin bu boru hattının tamamını yönetebilmeniz lazım. Üniversitelere garanti vermeniz lazım. Prototip yapanlara imkan vermeniz lazım. Sonra rekabetçi ürünlerin birbirleriyle rekabet edebileceği ortamın yaratılması lazım. Ondan sonra da bir takım firmalar artık kendi ayaklarının üzerinde sürdürülebilir bir pazar payına sahip olurlar. Bu inovasyon boru hattı. Bu boru hattının tamamının desteklenmesi lazım.

 

 

Şimdi siz kalkıp da Türkiye’nin şu bölgesinde, şu işi yapan, LCD panel yapacak bir firmaya ben milyonlarca dolar destek vereceğim şeklinde tepeden inme bir takım şeyler yapmaya çalışırsanız belki bir süre geçici bir şekilde başarı öyküsü yazılabilir ama bu devam ettirilebilir bir şey değildir. LCD panel neticede ileri malzemedir. Advenced materyaldir. Eğer ülkenizde ileri malzemeler konusunda, nano teknoloji konusunda, grafen konusunda vs bundan sonraki döneme yönelik olarak araştırma-geliştirme, temel araştırma, buralarda fizikçilere, malzemecilere, kimyacılara bir takım imkanlar tanınmıyorsa bu boru hattının öbür ucundan ileride grafen teknolojisine de sahip tüketici elektroniği firmaları Türkiye’den çıkmaz.

 

Bütün boru hattının, temel araştırmanın, Proof Of Concept’lerin, kavram sınamalarının, prototiplemelerin, erken dönem ürünlerin, rekabetçiliğin ve en sonunda pazar payının tümünün bütün bu boru hattı içerisinde desteklenmesi halinde Türkiye bir sonraki teknolojiyi kullanarak para kazanan değil, aynı zamanda teknolojinin sahibi olarak da para kazanan duruma ancak bu şekilde gelebilir. Yani inovasyon bu boru hatlarının yönetimi meselesidir. Yani siz bir kıvılcım, bir inovasyon yaptınız. Kazandınız. Gerisini getiremediğinizi görüyorsanız bilin ki bir yerde bir yanlışlık yapıyorsunuz.

 

Onun için hep böyle inovasyonu şahıslara bağlayıp, “Yahu biz akıllı insanlarız, çok esnek insanlarız, biz yaratıcı insanlarız niye ama bizim inovasyonlarımız, bizim buluşçuluğumuz, bizim yenilikçiliğimiz sürdürülebilir pazar payına dönmüyor?” sorusunun cevabını arıyorsanız, sorunu insanlarda aramayacaksınız. Onların zekasında aramayacaksınız. Bunun yönteminde, bunun sürdürülebilirlik yönteminde, boru hattı yönetiminde arayacaksınız.

 

Complex sistemler devri hakkında neler söyleyeceksiniz?

 

Şimdi bakın bundan sonraki dönemde her şey çok daha Complex. Complex sistemler, yani karmaşık sistemler çok boyutlu sistemler. Yani sistemin içerisinde elektroniğin de olduğu, kimyanın da olduğu, fiziğin de olduğu bir takım konular ve siz ancak bu şekilde Multi-Domain denilen fazla sayıda tematik alanın bir araya gelip katma değer yarattığı ortamlara baktığınız zaman orada çok  katma değer yani kar marjı yüksek işler yapma fırsatına sahip olabiliyorsunuz. Dolayısıyla bundan sonraki dönemde 2 şeye çok dikkat etmek lazım.

 

Bunlardan birincisi, bu tip Multi-Domain, farklı ortamlardan gelen insanların takım çalışması, işbirliği yapması, ortak katma değer üretme pratiğini elde etmesi lazım. Bu bizim biraz kültürümüze aykırı işin esasına bakarsanız. Başını alıp giden, başarıya ulaşan çok insanımız var ama 3-5 tane bir araya gelip de farklı ortamlardan, takım halinde bir işi başaran gruplar bizde nispeten biraz daha problemli.

 

İkincisi bu geleceğe baktığımız zaman bilhassa elektroniğin içerisinde çok önemli bir rol oynadığı bu bilişim sektöründe. Yani bilgi iletişim sektöründe. Şimdi bunun son 40 yılına baktığınızda, bu sektör kendi içerisinde çok büyük değerler üretti. Yani bilgisayarlar çok büyük güçlere ulaştı. Network’ler çok büyük güç kazandı. İnternet gelişti değil mi? Telekomünikasyon, mobil sistemler. Yani neredeyse 40 yıllık bir dönem içerisinde bunlar katlanarak performanslarını artırdılar ama daha çok biraz böyle kendi içerisinde çalışan bir sistem olarak ortaya çıktı.

 

Ne demek istiyorum? Onu biraz anlatayım. Sağlık alanında içerisinde her türlü elektroniğin, yazılımın, bilişimin olduğu Emar cihazlarına bakalım değil mi? Bunun içerisinde çok yüksek seviyede teknoloji var ama önleyici tıp tarafında ne yapılıyor?

 

Yani bu 40 yıllı bilişim birikimi önleyici tıp konusunda yeteri kadar uygulamaya dönük faaliyetler gözlemledik mi? Çok fazla değil. Aynı şekilde, otomobilin içerisinde son derece yüksek seviyede elektronik teknolojileri var, bilişim teknolojileri var ama yollar? Yollarda hiç akıllı sistemler yok. Trafik lambalarında akıllı sistemler yok. Yani bir kavşakta dahi araba sayısına göre ışık paralel hareket etse gibi birşey söyleseniz o kadarcık bile akıllılık, sistemin içerisine gömülmüş vaziyette değil.

 

Bütün bu 40 yıllık bilişim deneyiminin, birikiminin bu tip reel hayatın içerisine aktarılması konusunda çok fazla bir motivasyon bundan önceki dönemde yoktu ama şimdi bu krizle birlikte gelen birşey var. O da şu: Yeni verimlilik katmanları ve yeni kolaylıklar katmanları hedefleniyor. Acaba deniliyor, bu kadar komplike, bu kadar güzel, bu kadar sofistike otomobiller yaparken, yollara da bir şey yapmak lazım mı? Trafik lambalarına da birşey yapmak lazım mı? Hatta bazı şeylere ulaşmadan doğrudan doğruya sanal ortamlarda yapmak mümkün mü? Buradan yepyeni bir verimlilik katmanı elde edilebilir mi?

 

Eğitim sistemleri nereye doğru gidiyor?

 

İngiltere eğitim sisteminde bırakın 66 ayı neredeyse 54. ayda çocukları sisteme başlatıyorlar ama öyle kalkıp da bilgi içinde boğma şeklinde değil. Bu insanlara 4,5-5 yaşından itibaren yetenek kazandırmaya başlıyorlar. Ondan sonrada mesela liseleri akademiye çevirmeye başladıkları söyleniyor. Yani üniversitenin birinci, ikinci yılındaki o fizik, kimya, matematikler kalkıyor. Hepsi lise seviyesindeki insan… Neden? Çünkü insanlar daha fazla bunları özümseyebiliyorlar, içselleştirebiliyorlar ve daha hızlı bir şekilde üniversiteye geçtiklerinde daha uygulamaya dönük bu girişimleri yapabilsinler diye, bu inovasyonları genç motivasyonu ile yapabilsinler diye, hatta bu bir takım şeylerin, genç yaşlarda insanların inovatif olmalarını sağlayacak bir takım mekanizmaları eğitim sisteminin içerisine kurmaya çalışıyorlar.

 

Yani hala insanlar sınıflarda sadece birbirlerinin ensesini görüyor. Finlandiya’da yuvarlak masalar yapmaya başladılar. Kimse birbirinin ensesini görmeyecek. Herkes birbirinin gözünün içerisine bakacak. Herkes birbiriyle iletişim yapacak. Herkes birbiriyle etkileşecek bu etkileşimden inovasyon doğar deniliyor. Bu işbirliklerinden inovasyon doğar deniliyor.

 

40 yıllık bilişim birikimi ve Türk firmalarının esnekliği dikkate alındığında gelecekte sağlık, tarım ve eğitimde rekabet gücümüzü nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

40 yıllık bilişim birikimi eğitime de farklı şekillerde yarayacak, tarlalara farklı şekillerde yansıyacak. Daha az toksin kullanılan, daha az kimyasal madde kullanılan bir takım yetiştirme yöntemleri ortaya çıkacak. Bütün bu alanlarda önümüzdeki 20 yılın somutluklar dönemi olduğu söyleniyor. Somutluklar dönemi de çok basit tarifiyle son geçmiş 40 yıllık bilişim birikiminin Reel hayatın içerisine yeni verimlilik katmanları, yeni kolaylıklar katmanları şeklinde biraz önce örneklerini verdiğim şekilde gömülmesi adlandırılıyor.

 

Şimdi tüketici firmalarının bu noktada çok büyük bir şansı var. Bu döneme, bu somutlular dönemine baktığınız zaman etrafımızda bundan 5 yıl, 10 yıl, 20 yıl sonra yüzlerce bizim hayatımızın bir parçası haline gelmiş, sensörlerle donatılmış dijital cihazların yüzlercesinin etrafta olduğunu göreceğiz.

Bugün Çinlilerden çok daha fazla modelde televizyon yapan Türk firmaları belki 10 yıl sonra doğru adaptasyonu sağlayabilirlerse, yüzlerce çeşit dijital ürün talebinin geldiği bir dönemde, bu esnekliğin faydasını görebilirler.

 

Yani bugün Çinlilerin 2-3 misli daha fazla sayıda model yapıyorsak, daha esnek bir şekilde Avrupa’da talep ediliyorsak aynen önümüzdeki dönemde de bu dijital cihazlar, akıllı cihazlarda ama hayatın her alanına yerleşmiş, sağlığa, tarıma, eğitime yerleşmiş olan cihazları temin eden bir firma durumuna geleceğimizi, firmaların da Türkiye’den çıkacağına ben kalpten inanıyorum.

 

Türkiye’nin yazılım geliştirme potansiyeli hakkında neler söyleyebilirsiniz?

 

Şimdi, Türkiye’nin yazılım geliştirme potansiyelinin çok yüksek olduğu kesin. Hele gömülü yazılımlarda daha da güçlü çünkü gömülü yazılımlar daha fazla komplikasyon içeren yazılımlar. Yani bir muhasebe yazılımı da önemlidir ama Türk insanın çalışma şekline daha yakın olan neredeyse bir yerde bilmece çözer gibi çok daha küçük bir kaynak kullanan ortamlarda siz gömülü sistemlerde, belirli fonksiyonları yerine getiren elektronik işler yapmak istiyorsunuz işin tarifine baktığınız zaman. Şimdi bu Türk insanın böyle daha komplikasyonun içine girip çözüm getirme yeteneğinin önemli olduğu alanlardan bir tanesi. Şimdi burada hiç bir endişe yok.

 

Türkiye hem gömülü yazılımlarda hem diğer yazılımlarda çok rekabetçi olabilir ama burada dikkatli olmaz lazım. Eğer kalkıp da siz sadece “Ben yazılımı destekliyorum, kardeşim sen kaç satır program satırı üretiyorsun? 100.000 satır. Aferin sana, al sana teşvik.” şeklinde yine sinerji yaratmayan, enerji yaratmayan bir takım destek şekilleriyle bu iş yapılırsa, yanlış olur. Doğru yapılması gereken şey ne?

 

Önümüzdeki dönemde, biraz önceki başlığın altına dönersek, somutlukların olduğu bir dönemde aslında çok önemli bir sac ayağı var. O sac ayağı ne?

 

1. Dijital sınırların zorlanması meselesi.

2. Enerji verimliliğinin zorlanması meselesi.

3. Hafifliğin, sürtünmenin azaltılmasının yani yeni bir takım malzemelerin, petrolden bağımsız olan bir takım ileri malzemelerin kullanılması meselesi.

 

Herkes şimdi diyor ki bu sac ayağı çok önemlidir. Dijital sınırları zorlayacaksın, enerji verimliliği olacak. İlle güneş enerjisi anlamında değil. Enerji verimliliği olacak. İleri malzemeler kullanılacak. Şimdi siz yaptığınız bir işte, bütün bu alanlarda katma değer yaratıyorsanız zaten önünüzde bir sürü yazılım fırsatı çıkıyor. Enerji verimliliği, yazılımın içine çok gömülü bir şekilde girdiği, çok büyük bir fonksiyonlar icra edebilme fonksiyonun olduğu bir alan. Dijital sınırların zorlanması. Eğitimde, sağlıkta, ulaşımda, tarımda bütün bu alanlarda yazılım silahları ile bu dijital sınırlar zorlanıyor ama bunun aynı zamanda da ileri malzemeler ile de birleştirilen bir bütün şeklinde yani katma değerin tamamını hedefleyebilmek önemli. Ama bir başkası diyelim bu sac ayağını düşünerek bir ürün veya hizmet tasarlıyor, planlıyor, partileri bir araya getiriyor ama o bir araya gelen partilerden sadece yazılımı geliştiren biri de Türkiye’den bir firma. Eğer böyle olursa işte asıl montaj budur.

 

 

 

O zaman çok büyük bir para Türkiye’ye geri dönmez ama bu sac ayağından bütün dünyaya ürün ve servis üretme vizyonu içerisine girmiş olan bir Türkiye girmiş olursa ve bunun altyapısını destekleyen, bunun bütününü kayrım vs. yapmadan destekleyen bir devlet yaklaşımı sistemin içerisinde olursa o zaman yazılımda Türkiye’ye maksimum katkıyı sağlama yolundaki aletlerden, alanlardan bir tanesi olarak gayet önemli bir yere sahip olur.

 

Big Data ve Bulut Bilişim konusundaki düşüncelerinizi alabilir miyim?

 

Bu 40 yıllık birikim internetin içerisinde ve insanlığın bir birikimi. Çünkü her türlü bilgi internetin içerisinde var. Bunun adı da Big Data. Büyük veri. Siz katma değer yaratmak istiyorsanız bu büyük veriye, internetin içerisine derin petrol kuyuları açarak ulaşmanız lazım. Derinleşmeniz lazım.

 

Şimdi bakın Bulut’la, Big Data’yı birlikte düşünmek lazım. Bu Big Data nedir? Bütün insanlık birikimin artık internet içerisine gömülü olduğunu biliyoruz. Bir kısmı hala ham veri aşamasında. Bir kısmı biraz işlenmiş veri. Bir kısmı iyice içselleştirilmiş veri. Yani bunlar Knowledge, Information gibi batı lisanlarında daha bir kategorize ediliyor ama biz Türkiye’de sadece veri, bilgi, içselleştirilmiş bilgi veya bilgelik vs. gibi bir kategorizasyon içerisine sokuyoruz ama bu nedir?

 

Siz internetin içerisine derin petrol kuyuları açacaksınız. Oradan çıkardığınız bilgileri rafine edeceksiniz ve insanlara ulaştıracaksınız. Burada ulaştırma  mekanizması da Bulut Bilişim. Yani ille her yere bir Server, her noktaya bilgi saklama işleme ünitesi değil hakikaten bunların çok daha büyük lokasyonlarda toplu tutulabilmesi ve erişilebilir, işlenebilir yani daha bilgelik seviyesine doğru getirilebilmesi hali. Bulut ve Big Data’nın önemi bunların bilimin, birikimin ulaşılabilir halde olması ve hızlı ulaşma ve işleme mekanizmalarının eliniz altında olması da bu bulut noktası.

 

Dolayısıyla bence, 21.yy’ın petrolu Big Data, rafineleri bulutların etrafında ama ne kadar çok bunlar daha derine inerek, daha çok birleştirerek, daha farklı alandaki bilgileri bir araya getirerek onların üzerine yeni yenilikler, yeni kolaylıklar kurma şeklinde ve bunu da en uygun şekliyle bulut üzerinden kurma şeklinde insiyatifler alanlar, riskler alanlar, sistem kurmaya çalışanlar önümüzdeki dönemde bu konularda çok büyük katma değerlerin gelirlerini elde edecekler.

 

Türkiye’de inovasyon fonlaması; Türkiye’deki teknolojiyle ilgili kuruluşların ve vakıfların, Türkiye’deki teknolojinin üretimine, tasarımına katkısı hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Dünyada çok gelişmekte olan bir sistem var. Bu inovasyonun fonlanması ile ilgili olarak. Buna Crowdsourcing diyorlar. Crowdsourcing dediğiniz zaman da işin esası şu; toplumun her kesimini bu girişimlerle, bunların riskleriyle, bu teknolojilerle ilgili eğitirseniz, bilinçlendirirseniz biri çıkıp da ben şöyle bir sağlıkta hatta bana mesela Bilgi Üniversitesi’nden çocuklar geldiler. Phone bazlı bir cihaz geliştirmişler. Şimdi bu çocuklar bunu ürüne çevirebilmek için, bir servise çevirebilmek için başka bir ülkede olduğu zaman hemen Crowdsourcing‘e gidiyorlar. Yani, Kick-Start benzeri bir takım yerlerde bu fikirlerini düzgün bir şekilde ortaya koyuyorlar.

Gereken adımları atmışlarsa bu fikirlerinin korunması konusunda hiç bir endişeleri yok. Dolayısıyla diyorlar ki biz böyle bir iş yapmak istiyoruz. Şu kadar da paraya ihtiyacımız var buna bir şekilde ortak olmak isteyenler 100 dolar ile de olabilir 100.000 dolar ile de olabilir deniliyor. Bir süre içerisinde bu fonlanabiliyor.

 

Şimdi bu neyin göstergesi? Bir ülkenin teknoloji ve yenilik konusunda cebinden para ayırmasının göstergesi. Sizin istediğiniz kadar TTGV’niz olsun, TBV’niz olsun, şu vakfınız olsun, bu kuruluşunuz olsun en sonunda insanlar ceplerinden bir takım şeyleri bankasına veya talimatını verirken ben bunu inovasyonla ilgili bir işte değerlendirmek istiyorum vs. demiyorsa ve diyorsa ki ben bunu Jeep’te değerlendirmek istiyorum gibi, o zaman bu işler olmuyor. Zaten böyle olmadığı içinde Türkiye’de inovasyon fonları alması sanki her bir proje başına milyonlarca dolar gerekirmiş gibi bir yönde ilerliyor.

 

Halbuki başka taraflara baktığınız zaman 1.000 dolarlık inovasyon da var, 10.000 dolarlık inovasyon da var, milyon dolarlık inovasyon da var. Dolayısıyla bu mantalitenin yeni bir yeni katma değerlerin, yeni verimliliklerin, yeni kolaylıkların talep edilmesi. Bunları sağlayacak olan teknolojiler konusunda insanların bilinçlendirilmesi.

 

Tüm toplumun bilinçlendirilmesi ve tüm toplumun birikiminin bu tip bir takım yeni verimlilik katmanlarını finanse edecek şekilde yönlendirilmesi için çeşit çeşit mekanizmalar var. Vakıflar yoluyla yani çevreciliğe, yeniliğe, teknolojiye odaklanmış vakıflar yoluyla da bunu yapmak mümkün ama eğer toplum özellikle hem biriktirip, hem de bu birikimi bu tip insanlara, fikirlerini destekleyecek şekilde yönlendirmeye hazır değilse vakfınız da olsa bir şey yapamıyorsunuz. Yani orada kalkıp da bir anda, çok miktarda doların, çok miktarda projeyi finanse edeceği bir takım kaynakları bulamıyorsunuz. Vakıflar ortaya çıkıyor. İyi şeyler de yapıyorlar ama biraz önce bahsettiğimiz boru hatlarını daha fonksiyonel hale getirme konusunda yeterli olmayabiliyor. Yeterli olanlar da var, onu söylemek istiyorum ama burada benim özellikle belirtmek istediğim, siz ülke mantalitesi olarak, burada yaşayan insanların bilincinin geldiği seviye olarak, birikimin inovasyona yönlendirilmesi önemli bir konudur.

 

Silikon vadisi hakkında neler söyleyeceksiniz?

 

Silikon Vadisi, San Francisco’nun içine doğru, şehrin içine doğru gidiyor. O Dock’lar bölgesi. Eskiden sadece serserilerin dolaştığı liman bölgesi. Şimdi oraya bakıyorsunuz, oradaki eski depolar, eski fabrikalar vs. Hub denilen yapılara çevriliyor. Hub’ları kuranlar, nasıl Bill Gates, Harvard’ı terketmişse, mesela Google’ı terketmiş 3-4 tane genç insan. Ne yapıyorlar. Bu eski garajları alıyorlar. Oralara fikri olan 100-200 gence birer masa veriyorlar. Ondan sonra o bölgeden gidiyorlar, akademisyenlere, iş adamlarına diyorlar ki siz buraya mentor olmak istiyor musunuz? Haftada 3 saatinizi verebilecek misiniz? Bunu organize ediyorlar. Bu mentor olan akademisyenler, iş adamları daha sonra buradan çıkacak olan projelerin parçası oluyor.

 

3.endüstriyel devrimin laboratuvarlarını buraya kuruyorlar. İçeride Laser Cuter’lar, 3D printer, 3D Scanner’lar bütün gerekli olan Software’lar, bunları hızlı prototipleyecek, yüzlerce genç insanın fikirlerinin hızlı prototiplenebileceği ortamlar yaratıyorlar. Bu garajların içerisinde 50′şer kişilik 4-5 tane dershane var. O dershanelerde de toplumu eğitiyorlar. Teknolojiyi anlatıyorlar. Buradaki gençlerin ne ile uğraştığını anlatıyorlar. Onların fikirlerini anlatıyorlar ve en sonunda bir de firmalara ayrılmış bölge var. Firmalarda gözlem yapıyor. Buradaki insanları gözlüyor. Yani bu genç insanlar ne yapıyor falan diye gözlem yapabilmek için orada oda kiralıyorlar.

 

En sonunda ama bütün bunlar bir araya geldiğinde ve fikir oluştuğu zaman toplum bunu finanse edebiliyor, firma finanse edebiliyor, mentorlar katkıda bulunabiliyor ve ondan sonra da buradan fırlatılan bir fikir, bir başka yerde risk sermayesi ile değerlendiriliyor. Bu bir kartopu efekti şeklinde ilerleyebiliyor. Ama işte bu teknolojinin finansmanı, yenilikçiliğin finansmanı için yeni bir takım mekanizmalar var. İster Crowdsourcing diyin, ister bu Hub yapıları diyin bunları Türkiye’nin iyi anlaması, yapması, içselleştirmesi lazım.

 

Şimdi küçük küçük gelişimler oluyor ama dediğim gibi burada sürdürülebilirlik önemli, boru hattının yönetilmesi önemli, devamlılık önemli. Yani burada bir kimyasal reaksiyonu başlatıp, sürdürmek mecburiyetindesiniz. Yani öyle ufak bir patlama oldu. Çok güzel, harika. Yıldızlar saçıldı ortalığa ama ondan sonra bir bakıyorsunuz havai  fişek  şeklindeki  inovasyonlarla sürdürülebilir pazar payına dönüşen ve arkasından  devamı gelen inovasyonları, ülkelerin inovatif hale gelmesini ve ülkelerin bütün dünya için katma değer yaratıp bununda karşılığı sonucu bu orta gelir çıkmazından kurtulmalarını iyi düşünmek lazım. O bir bütünlük meselesi. Havai fişeklerle bu durumdan kurtulamıyorsunuz. Yani  istediğiniz kadar havai  fişek atın orta gelir kilidinden kurtulmanız mümkün değil ama ne zaman ki boru hatları oluşturup, tematik alanlarda,  boru hatları oluşturup temel araştırmadan,  ürüne  oradan  servise kadar  tüm o bütünlüğü,  o akışkanlığı ülkede nasıl yaratabilirseniz, o zaman bu katma değer oluyor.

 

İnsanlar aynı insanlar. Yani insanların zeka seviyelerinin birbirlerinden çok fazla farklı olmadığı bütün dünyada artık bilinen bir gerçek. Dolayısıyla siz bunları nasıl harekete geçiriyorsunuz? Nasıl motive ediyorsunuz? Nasıl birbiriyle bir arada etkileşime geçtiğinde bundan daha büyük bir enerji çıkmasını ortaya sağlıyorsunuz ortaya bunun üzerine konsantre olduğunuz zaman, o zaman ülke bu tip orta gelir çıkmazlarından sıyrılıp, daha yüksek katma değerler yaratan, daha yüksek gelir seviyelerine inovasyonu kullanarak ulaşma imkanına sahip olabiliyor.

 

Çok teşekkür ederiz. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mıdır?

 

Hayır. Teşekkür ediyorum.

 

Söyleşi Tarihi : Büyük Sıçrama 2014-15

Relatived Posts
Prof. Dr. Reha Civanlar Söyleşisi ( 23 Oct,2015 )
Vural Akman Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Prof. Dr. Tahsin Saya Söyleşisi ( 28 Jan,2016 )
Müjdat Altay Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Prof. Dr. Ahmet Dervişoğlu Söyleşisi ( 28 Sep,2015 )
Written by