Büyük Sıçrama Blog

Ceyhan Saldanlı Söyleşisi

“Türkiye’de 10 sene sonra boşa akan su kaynağı kalmayacak. Muhtemelen bu süre içerisinde kullanabilecek rüzgar potansiyelini de kullanacağız. Bu potansiyeli güneşle aynı şekilde… Biraz geç kaldık. Aslında bunların 50 yıl, 40 yıl önce yapılması gereken yatırımlar olmasını bilmemiz lazım. Türkiye her yıl 50-60 milyar dolar enerji ithalatına para veriyor. Eğer biz bu yenilenebilir kaynaklarımızı kullanabilseydik ve her yıl 50-60 milyar dolar tasarruf yapıp ve bunu 40 yıldan beri yapsaydık bugün Türkiye herhalde farklı bir yerde olurdu diye düşünüyorum ama vakit geçirmeden bu konudaki yatırımların artırılması ihtiyacı çok açık.”

 

Bir donanımın satın alınması için Avrupa’nın tanınmış firmalarından birinden aldığımız teklif 3 milyon dolardı. “Zaten bu santral 5 milyon dolar. Bir panoya 3 milyon dolar verirsek bu işin içinden çıkamayız.” dedim. “Bunun fiyatı böyle. Yani küçük büyük fark etmez. Bir teknoloji satıyoruz biz size.” dediler.

Bu konuda ne yapabiliriz, diye düşündük. Sınıf arkadaşlarımızdan Zekeriya adında bir arkadaşımız vardı. Adapazarı’nda Teyaş’ın o zamanki adıyla Türkiye Elektrik Kurumu’nun santralleri için bu tür panoların tamiratını yapan bir bölümü var. Adapazarı’nda atölyesi var devletin. Oranın başında bulunuyordu Zekeriya. Zekeriya’ya telefon ettim. “Sen bu panoları biliyor musun?” dedim. “Biliyorum, sabahtan akşama kadar bu panolar geliyor. Tamir ediyoruz.” dedi. “Peki biz böyle bir santral yapmaya çalıyoruz. Ne yapalım? Bunu yapabilir miyiz biz? Sen yapabilir misin? Çok pahalı fiyat istiyorlar.” dedim. “Yapabiliriz.” dedi. Nasıl yapacağız? “Siz dedi onu yaparsınız. Okulda almış olduğunuz donanım bu iş için yeterli” dedi. “Eğer yapamazsan, 2 ay sonra benim yıllık izinim var. Çağır beni, beraber yapmaya çalışalım.” dedi

 

Tamam, teşekkür ederim dedim. Ben de döndüm projede görevli mühendis arkadaşlarıma, siz bunu yaparsınız, dedim. Biz bunu yapabiliriz, hadi uğraşalım dedim. Hep beraber projelendirdik. Bir proje hazırladık. Kitapları topladık. Kullandığımız jenaratörlerin özelliklerini bu projeyle yaparken dikkate aldık. Nihayet denemeler yapılıyor. Ankara’dan dönüyorum, sabaha karşı santrale uğradım. Ne durumda bizim imalatlar, montajlar diye. Arkadaşlar ter içerisinde diyorlar ki:” Akşamdan beri bu panoyu yaptık ama santrali devreye sokamıyoruz. Çalışmıyor.” İşte şurasına bakalım, burasına bakalım. Otomatik regulasyon ayarı, voltaj regulasyonu ile ilgili bir düğme vardı orada. Onu okuduk. Onun ayarlanmasıyla ilgili olabilir dedik. Tam ayarladık, senkrona girdi pano çalıştı. Günlerden beri büyük bir stres ve bekleyiş içerisinde devam eden bu macera bu şekilde mutlu bir şekilde sonuçlanınca herkesin heyecanı doruklara çıktı ve 10 tane adam birbirimize sarıldık ve ağlaştık. O büyük bir mutluluktu. İlk otomasyon panomuzu böyle yaptık.

 

Bir santralde, hidroelektrik santralde takriben 180 yerden ölçü alınır. İşte yatak sıcakları bakılır, hidroelektriklere bakılır, devir, senkronizasyon, voltaj özellikleri, gerilim ile ilgili özellikler ve bunlardan en ufak bir tanesinde bir aksaklık olursa alarm verir. Gerekirse Acil Stop’a gelir. Bu otomasyon sistemlerini biz hep kendimiz yapıyorduk.

 

Birgün Zekeriya telefon etmiş, santrali yaptıktan sonra. “Ceyhan, bu otomasyon panosu yapacaktık ya, benim yıllık izin zamanım geldi. Yapalım mı onu? Hala o projeye devam ediyor musunuz?” dedi. “Zekeriya, biz onu yaptık. Sen yaparsınız dedin ya, devre aldık.” dedim. “Ciddi olamazsın.” dedi. “Ben şaka yapmıştım” dedi. Ama o şakası bize güven vermişti. Arkadaşlarıma aynı güveni aktardım ve biz onu yaptık. Tabi, Zekeriya yine yıllık izini aldı, geldi. Kontrol etti. Tebrik etti. “Elinize sağlık.” dedi. Varsa tam hatırlayamıyorum. Beraber düzelttik. Allah rahmet eylesin sonra Zekeriya sizlere ömür, vefat etmiş bir arkadaşımız ama biz onu her zaman hayırla, minnetle anıyoruz.

 

Türkiye’de elektrik enerjisi arzında geçmişte sıkıntılar yaşanmış mıdır?

 

Enerji durumu, Türkiye’de her zaman geçmişten bu yana bir göz attığımızda ana gündem, ana sorun arz yani enerji üretimindeki eksiklik olmuştur. Enerji dağıtımındaki eksiklik olmuştur. Şebekedeki yetersizlik olmuştur. Bu nedenle Türkiye kaliteli ve yeterli enerjiye sahip olabilmek için olağanüstü çaba sarf etti. 1980′e kadar devlet olarak bu konuda gayret sarf etti.

 

80′den itibaren bunun özel sektöre yaptırılması ile ilgili çalışmalar hızlandı. Bizde işte 95′ten sonra devreye girdik enerji üretiminde. Başka firmalarda özellikle bu alanda devreye girdi. Biz Türkiye’de ilk hidroelektrik yapmaya başlayan şirketiz. O bakımdan da örnek olduk.

 

Bugün tahminen 1000 civarında şirket var bu konuda yatırım yapan, yapmaya çalışan irili ufaklı. Biz de bunlardan biriyiz ama ilk defa 2013 yılında 3000 Megawatt’lık, 4000 Megawatt’lık yedek gücü vardır. O da %7-8 civarında yedek gücü vardır. Talebi karşılar hale geldi Türkiye’de ama Türkiye’nin bundan sonra da yatırımlarını sürdürmesi gerekiyor. Çünkü yıllık elektrik talep artışı dünyada, Çin’den sonra ikinci durumda. Bu talep artışını karşılayabilmek için üretim ve dağıtım ile ilgili yatırımlara devam edeceğiz. Bunları devam ettirmek zorunda.

 

Yenilenebilir enerji kaynakları ile ilgili olarak, güneş, rüzgar, HES gibi konularda Türkiye’nin şansı nedir? 

 

Türkiye bir defa kullandığı enerjinin %70′ni ithal eden bir ülke. İşte doğalgazını ithal ediyor. Petrolünü ithal ediyor. Dolayısıyla ithal kömür kullanılıyor. Yenilenebilir enerji yerli enerji. Rüzgardan belki sınırlarının dışına gelir ama gümrük vergisi alınmıyor yani bir bedel ödenmiyor rüzgardan. Güneşe de bir bedel ödemiyoruz.

Suya bir bedel ödemiyoruz. Dolayısıyla bu yerli enerjileri, yenilenebilir enerjileri kullanmak mecburiyetinde.

 

Yenilenebilir enerjinin ekonomik gerekliliği olduğu kadar ekolojik gerekliliği de var. Çünkü bugün dünyanın çevresel bakımdan çevre sorunu diyince en önemli sorun küresel ısınma, iklim değişikliği. İklim değişikliğinin nedeni de makineler. Şöyle ki; sanayi devriminden sonra 1800′li yıllardan sonra insanların buhar makinesini yapmasıyla birlikte aslında insanlık tarihi değişti. Yeni bir sayfa açıldı. Artık insanlar yaptıkları işleri makinelere yaptırıyorlardı. Kumaşı makinede üretiyorlar, yollarda araçlarla gidiyorlar, buğdayı makinede işliyorlar ve makineler insanların yaptıklarından çok daha büyük bir üretim artışı gerçekleştirdi. Bu insanlar için mutluluk demekti. Daha fazla tüketim demekti.

 

Bu saadet, mutluluk bir süre devam etti. Ne güzeldi. Bizim yapacağımız işleri makineler yapıyordu ama yeni bir şeyin daha farkına vardık. O bizim işimizi kolaylaştıran, bizim için iş yapmasını istedeğimiz makineler meğer bizim bir şeyimizi çalıyorlarmış. Oksijenimizi, çünkü onlar enerji kaynağı olarak tıpkı insan gibi oksijeni kullanıyorlar. Solunum yapıyorlar. Karbon yakıyorlar. Havadaki oksijenle birleştirip karbondioksit çıkarıyorlar. Aynen insanlar gibi, aynen canlılar gibi. Ben bunlara nefes alan makineler diyorum.

 

Bu nefes alan makineler, nefes alan diğer canlılar ve insanların oksijenini çalıyorlar. Biz oksijeni tüketen, karbondioksit üreten makineleri icat ettik ama karbondioksiti yeniden oksijene çeviren bitkilerin sayısını artırmayı ya da bunu yapan makineyi icat etmeyi beceremedik. Bu nedenle dünyadaki oksijen seviyesi azalıyor, karbondioksit seviyesi artıyor. Bunun bir sera etkisi yaptığını, bu sera etkisinin sonucunda da iklim değişikliğinin ortaya çıktığını bilim adamları neredeyse bir fikir birliği içerisinde savunuyorlar.

 

Bu iklim değişikliğinden kurtulmanın çaresi de nefes almayan, bizim oksijenimizi tüketmeyen makinelerle iş yapmak. Enerjiyi o şekilde üretmek. Yenilenebilir enerji işte böyle bir enerji. Fiziksel süreçlerle üretilen bir enerji. Nedir bu, rüzgar tibünü, hidroelektrik santral ve jeotermal  santral vs. Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynağı yeterli miktarda var. Türkiye enerjisinin çok büyük bir bölümünü buradan sağlayabilecek bir durumda. Sağlamaya da çalışıyor. Potansiyelimizin büyük bir bölümünü faaliyete geçirmek için yatırımlar başlamış durumda.

 

Türkiye’de 10 sene sonra boşa akan su kaynağı kalmayacak. Muhtemelen bu süre içerisinde kullanabilecek rüzgar potansiyelini de kullanacağız. Bu potansiyeli güneşle aynı şekilde… Biraz geç kaldık. Aslında bunların 50 yıl, 40 yıl önce yapılması gereken yatırımlar olmasını bilmemiz lazım. Türkiye her yıl 50-60 milyar dolar enerji ithalatına para veriyor. Eğer biz bu yenilenebilir kaynaklarımızı kullanabilseydik ve her yıl 50-60 milyar dolar tasarruf yapıp ve bunu 40 yıldan beri yapsaydık bugün Türkiye herhalde farklı bir yerde olurdu diye düşünüyorum ama vakit geçirmeden bu konudaki yatırımların arttırılması ihtiyacı çok açık.

 

Yenilenebilir enerji kaynakları doğalgazın yerini tutabilir mi?

 

Tabi ki. Doğalgazı büyük oranda enerji üretiminde kullanıyoruz.

Dolayısıyla doğlalgazdan enerji üreteceğimize, güneş santralinden enerji üreteceğiz. Hidroelektrik santrallerinden üreteceğiz. Rüzgar santrallerinden üreteceğiz. Dolayısıyla bunlarla yapacağız. En güzel ısınma elektrikle olan ısınmadır. Bugün ısı pompaları dediğimiz yeni jenerasyon klimalar çok yüksek verimlilikli ve maliyet olarak doğalgazdan daha ucuz ısınma olanağı sağlayan aletler. Ham madde olarak elektrik kullanıyorlar. Bunlar vasıtasıyla yenilenebilir enerjiler ürettiğimiz elektriği, ısınmada klimalar vasıtasıyla kullanabiliriz. Hatta tek kullanılamayan yer araçlardı çünkü transportta kullanılan, ulaşımda kullanılan ulaşım araçlarımız ama biriktirilebilir teknolojileri, akü teknolojileri, batarya teknolojileri gelişmeye başlaması ile birlikte artık elektrikli araçlar da gündemimize geldi. Hayatlarımıza giriyorlar. Elektriğin kullanılamadığı bir enerji kullanım yeri yok artık ve giderek elektrik kullanımı diğer enerji çeşitlerinin yerine geçiyor.

 

Güneş enerjisi demiştik Ceyhan Bey. Dünyada bu konu duraklamışken sizin güneş enerjisiyle ilgili yatırım yapmış olduğunuzu duyduk. Türkiye’nin güneş enerjisi politikası ne olmalı?

​​

Tabi Türkiye’nin politikası güneş santrallerinin yaygınlaştırılmasını sağlamak yönünde olması gerekiyor. Gerçekte de, uygulamada şu anda bazı sıkıntılarımız var, güneş santrallerinin yaygınlaşmasıyla ilgili. Ama bu uygulamaların kolaylaştırılacağını düşünüyorum ben çünkü karar vericiler bu işin olması gerekliliğinin farkındalar. Bakın rüzgar santralleri 10 sene önce hiç yokken bugün hatırı sayılır bir büyüklüğe geldi ve daha da büyüme potansiyeli yüksek. Büyüyecek. Türkiye bunları teşvik edecek. Teknoloji gelişiyor. Şimdi yatırım yapmanın tam zamanı. Bana göre Türkiye doğru zamanda teşviğini yapıyor.

 

Türkiye gibi bir ülkede sadece yenilenebilir enerjinin artırılması değil elektrik fiyatları da çok önemli. Çok pahalı olan bir şeye yüksek teşvikler verirseniz elektrik maliyetlerinin artması söz konusu olacaktır. Bu da bizim sanayimizin ihracat potansiyelini, ihracat gücünü olumsuz yönde etkileyeceği için zamanında büyük teşvikler verilmedi. Bunun bütün nedeni tüketiciye daha yüksek fiyatlı elektrik gitmesinin engellenmesidir ama şu andaki teşviklerle, düşük teşviklerle bu konularda yatırım yapılması verimli hale geldi. Sanıyorum yaygınlaşacak bunlar.

 

Rüzgar santralleri, güneş panelleri gibi yenilenebilir enerji teknolojileri ile ilgili yerli üretimin, mühendisliğin katkısı nedir?

 

Örneğin hidroelektrik santrallerinin %75 - %95′inde biz yerli iş gücü ve yerli mühendisi kullanıyoruz. Hidroelektrik santrallerde biz o duruma geldik. Güneşte ve rüzgarda da aynı çizgiye gelmemiz gerekiyor çünkü bu şekilde yaparsak, bu konuda yapmış olduğumuz yatırımlar ülke içersinde kalacak. Zenginlik ülke içerisinde kalacak ve iş olarak vatandaşlarımıza geriye dönecek. Gelir olarak geriye dönecek. Sadece yatırım yapmak için değil, yatırım için, yatırım maddelerinin Türkiye’de imalatıyla ilgili çalışmaları da yapmak lazım. Biz grup olarak, bunun farkında olarak güneş konusundaki, panel üretimiyle yatırıma başlamış durumdayız.

 

Ar-Ge çalışmalarımızdan bahsetmek gerekirse, dünyada yoğunlaştırılmış güneş panelleri adında bir teknoloji var. Henüz kullanım alanına girmedi.

Bu konuda çalışmalarımız var ve bunu yalnız da değil, dünyadaki bu konuda çalışma yapan diğer firmalarla işbirliği içerisinde zaman zaman yürütüyoruz. Bir ekibimiz var. Artı, Tübitak destekli başka bir projemiz var ayrı bir ekibin çalıştığı. Bu da yoğunlaştırılmış Cell’ler, hücreler konusunda çalışma yapıyor. Ayrıca güneş panellerinin kurulumu ile ilgili, bildiğimiz klasik panellerin kurulumu ile ilgili çalışmalarımız var. Bunları ticari boyutta yapıyoruz. Yeni yapıldığı için bizim bakımımızdan Ar-Ge anlamına geliyor.

 

Ayrıca bataryalar, bildiğiniz gibi güneş enerjisi, rüzgar enerjisi her zaman üretilebilen bir şey değil. Rüzgar varsa rüzgardan enerji üretebiliyorsunuz. Güneş olduğu sürece güneşten enerji üretebiliyorsunuz ama o enerji size güneş olmadığı zamanlarda da lazım olabiliyor. Dolayısıyla bunların gerçek anlamda fosil yakıtların yerini alabilmesi için, gündelik yaşama girebilmesi için bir depolama, elektriği depolama teknolojisine ihtiyaç var. Bu bataryalar vasıtasıyla yapılıyor ama şu andaki bataryalardan daha iyisini bulmak lazım. Daha ekonomik kullanılanlarını bulmamız lazım.

 

Bu konuda da yurt dışında bir üniversiteyle, California Üniversitesi’yle birlikte bir çalışmamız var. Oradaki, California Üniversitesi’ndeki laboratuvarlardan bir tanesi bu işle ilgili çalışıyor ve adını da Bereket Laboratuvarı olarak değiştiriliyor. Orada çalışan ekibin masrafları şirketimiz tarafından karşılanıyor ve elde edilen ürünlerin kullanım hakları şirketimize ait olacak ve aynı laboratuvarın tıpkısını Denizli de kuracağız. Burada çalışan ekiple, California’da çalışan ekip zaman zaman değiştirilecek. Dolaşıma çıkacaklar. Amerika ile birlikte Türkiye’de eşzamanlı bir çalışma, proje yürütülmüş olacak. Bunun Ar-Ge tarihimizde önemli bir adım olduğunu düşünüyorum ve buradan da önemli sonuçlar bekliyoruz biz. 

 

Evlerde, apartmanlarda da güneş paneli  ilgili bir üretiminiz, çalışmanız var mı? 

 

Tabi, tabi. Bu güneş panelleri zaten apartmanlar derken çatılarda kullanılıyor. Çatıları uygun bir şekilde güneşe bakan yüzlerine monte ediliyor. Böylece çatılardaki boş alanlar değerlendirilmiş oluyor. Enerji üretiminde kullanılmış oluyor. Parasız bir enerjidir.

 

Batı’da durum nasıl? Güneş enerjsine geçiş süreci nasıl ilerliyor?

 

Batı ciddi bir şekilde üretiyor. Özellikle Almanya, İspanya gibi ülkeler bu konuda çok ileri gitmiş durumdalar. Almanya’da bugün mevcut güneş panellerinin toplam kurulu gücü 30.000 Megawatt civarında.

 

Türkiye’de toplam kurulu gücü güneş değil, kömür santralleri, su santralleri vs 55.000 Megawatt. Yani Türkiye’nin toplam kurulu gücünün 2/3′ü kadar sadece güneş paneli var. Almanya’da 2013 yılında, güneş panelleri ile ülkenin toplam enerji tüketiminin %50′den fazlasını karşıladılar. Bu şekilde anlar olabiliyor. Türkiye’de daha çok başındayız bu işin. Oysa Türkiye’de daha çok güneş var. Daha çok enerji üretme imkanı var ama Türkiye bu dönüşümü de yapacak tabi.

 

Bu rüzgar tribünleri, alternatörler, güç dağıtım trafoları, güneş panelleri gibi ürünlerde Ar-Ge yatırımlarını desteklemek bakımından, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın eylem planlarını nasıl buluyorsunuz?

 

Şimdi burada destekleme yönünde gayretler var ama bakanlıklar arası koordinasyonun artırılması lazım. Örneğin; Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı, güneş araştırmaları ve taramaları için alan ayırıyor ama Enerji Bakanlığı’nın sonradan bundan haberi olabiliyor. Daha sıkı bir koordinasyon olması gerektiğini düşünüyorum. Genel olarak bir gayret var, bir çalışma var ama bunun biraz daha koordineli şekilde devam etmesinde fayda var.

Bereket Enerji, HES işini nasıl büyüttü?

 

Şimdi bir taraftan bizim 95 yılında ilk defa Büyük Menderes üzerinde başladığımız küçük yatırım arkasından, onunla başarılı olunca Dalaman üzerinde daha büyük yatırım, 37 Megawatt’lık bir yatırıma soyunduk. Tabi bizi izleyenler, bankalar da arasında olmak üzere, bazı bankalar bu sefer tam batacaklar onlar, dediler çünkü bu devletin yapacağı bir iş. Dolayısıyla bizi maceracı buluyorlardı. Ekonomik ortama uygun değil. Dalamandaki yatırımı da bitirdik ve bu işten para kazanıyorduk. İşin aslı şu ki devletin yaptığından ucuza yapıyorduk biz bu işi. Bizzat kendimiz mühendisliğimizi koymuştuk. Paraya çevirdiğimiz şey boşa akan sular ve teknik bilgimizdi. Bunu kullanarak katma değer yaratıyorduk. Bu ise bizi daha ileri ufuklara doğru gitmek üzere destekledi. Dalaman’dan sonra Büyük Menderes üzerinde 9 Megawatt’lık tekrar Dalaman üzerinde 11 Megawatt’lık Gökyar, arkasından Adana’da 50 Megawatt’lık Mentaş, Sivas’ta 63 Megawatt’lık Koyunhisar santralleri derken bir de baktık santralci olmuştuk.

 

Santralleri seri imalat şeklinde yapıyoruz. İşte bir kazı ekibi, proje ekibi var. Proje ekibi projesini hazırlıyor. Kazı ekibi kazıyor. İnşaat ekibi başlarken o başka bir santralin kazısına başlıyor. İnşaat bitirdiği zaman makinacılar giriyor. Makinacılar giriyor, elektrikçiler çıkıyor. O makinacılar diğer santralin makinasına başlıyorlar. Aynı anda 3-4 yerde inşaat yapıyor haldeyiz. Şu anda 16 tane santralimiz var ama üretim konusunda, yenilenebilir kaynaklara dayalı üretim konusunda Türkiye’de önemli şirketlerden birisiyiz. İşte ilk hidroelektrik santrali yaparak girdik. 

 

Elektrik dağıtımının devletten  özel sektöre geçmesiyle  sağlanan olumlu sonuçlar oldu mu?

 

Tam 17 sene uğraştık. 17 senenin sonunda Aydem elektrik dağıtım şirketi görev almaya başladı ve Aydem, Türkiye’deki ilk lisanslı özel dağıtım şirketiydi. 17 yıl uğraştık ama değdi. İyi bir şey oldu çünkü başlangıçta onu düzeltmeden alsaydık başka komplikasyonlar çıkacaktı.

 

Aydem’in tarihi, Türkiye’deki enerji özelleştirmesinin tarihi ile özdeştir. Her aşamadan geçti. Bütün yolların açılmasında bir denek olarak çalıştı. Üzerinde denendi. Artık emniyetli bir şekilde, kurallar belli, EPDK var. Tarifeler nasıl ayarlanacak, yatırım nasıl yapılacak tümüyle mükemmel olmamakla birlikte eskisine göre çok daha emniyetli bir alanda çalışılıyor. Aydem’in özelleştirilmesi başarılı bir özelleştirmedir. Kayıp, kaçaklar azaldı, tahsilatlar çoğaldı. Kesintiler azaldı. Artık bu bölgede elektrik kesintisini biz tüketicimize unutturma sözü verdik. O yolda da yürüyoruz. Şebekemizi otomasyona çevirdik. Call Center kurduk. Ekipleri uzaktan takip ediyoruz. Verimlilikleri arttı ve 2013′te Gediz Elektriği aldık. Gediz, Manisa’daki dağıtım şirketi.

Orada da Aydem’deki tecrübelerimizin aynını uygulayacağız. Bundan sonra özel sektörün dağıtımda etkili olmasıyla birlikte Türkiye’de kayıp kaçakların toplu olarak azalacağını beklememiz gerekiyor. Elektrik kalitesinin daha iyi  olmasını, yatırımların artırılmasını beklememiz gerekiyor. Nitekim Aydem, Tedaş dönemindeki yatırıma göre 4 kat daha fazla yatırım yapıyor ve bunu kendi kaynakları ile yapıyor. Tabi uzun vadede karşılıklı talep artışının  getirdiği karlılık geri alabiliyor bunları ama yatırımları vatandaşa yaptırmıyoruz. Biz yapıyoruz açıkcası. Bu sağlıklı bir şey. Doğru yolda ilerlediğimizi düşünüyorum. Aydem olayı grubumuzun daha da büyümesine neden oldu. Bugün 7.000 civarında çalışanımız var. Bunda elektrik dağıtımın büyük bir katkısı var.  Yatırımlarımızı geliştirerek sürdürmek niyetindeyiz. Yurt dışında da yakında Nijerya ile bir sözleşme  yaptık. Bunun Start’ını vereceğiz. Artık yurt dışında da benzer çalışmalarımızı yapmak mecburiyetindeyiz.

 

Doğalgaz, hidroelektrik, termik, güneş, rüzgar… 2030 senesine geldiğimizde bunların payı ne olur Türkiye’de? 

 

2030 senesine geldiğimizde Türkiye’de benim kanaatimce %50 civarında yenilenebilir enerjiler olacak. Yani güneş, hidroelektirik ve rüzgar toplamı %50 civarında olur. %20 civarında nükleer santralin olması bekleniyor. %15 civarında da kömür olursa, %15′i doğalgaz olur.

 

Dünyadaki senaryolara göre, Uluslararası Enerji Ajansı var. Onun öngörülerine göre dünyada yenilenebilir enerji ancak 2050 yılında toplam enerji tüketiminin %50′sine ulaşacak. Yenilenebilir dediğimiz; güneş, rüzgar, hidroelektrik, jeotermal ama ben Türkiye’de bu orana 2030 yılında ulaşacağımızı düşünüyorum. Yani dünyadan 20 sene daha önce çünkü bizim için bu hedefe ulaşmak daha elzem, daha acil.

 

Dışarıya ithalat dar boğazımız olduğu için, cari açık problemimiz olduğu için yenilenebilir enerji daha hızlı devreye girmek zorunda. Bu nedenle biz de bu gayretteyiz. Şirketler ve devlet bu konuda gayret sarf ediyor. 2030 yılında tüketimin yarısı yenilenebilir enerjiden olacak bana göre.

 

Kalkınmışlıkta kişi başına elektrik tüketimi de göstergelerden bir tanesi. Türkiye olması gerektiği yerde mi? Nerdeyiz biz? 

Tabi ki kişi başına elektrik tüketimi kalkınmışlığın, gelişmişliğin önemli göstergelerinden bir tanesi ve Türkiye kişi başına elektrik  tüketiminde dünya ortalamaları civarında şu anda. Dünyanın tam böyle ortasında ama layık olduğumuz yer burası mı? Hiç kuşku yok, değil. Bizim Avrupa Birliği ortalamasına çıkabilmemiz gerekiyor. Bunu da 2023 yılına kadar yapmak niyetinde Türkiye. Avrupa’nın bugünkü ortalama kişi başına tüketim seviyesine 2023 yılında yani 10 yıl içerisinde çıkmak zorunda. Bu nedenle de elektrik tüketimini kişi başına 2 kat artırmak amacında. Bu şu demek; bugüne kadar yaptığımız üretimde ve dağıtımda ne yatırım yaptıysak en az bu kadar daha  yatırımı önümüzdeki 10 yıl içerisinde yapacağız, artı mevcut tesislerimizi yenileyeceğiz. Daha fazlasını yapmak zorundayız. Özel sektör, bankalarımız bu konuda istekli, gayretli. Bunun olacağına inanıyorum yani 2023′te biz Avrupa düzeyini yakalayacağız. Tabi, Avrupa bu seviyesinde kalırsa.

 

Artık akıllı şebekeler döneminde miyiz?

 

Şimdi akıllı şebeke, Smart Grid şeklinde bir kavram. Son günlerde elektrik piyasasında bir moda haline geldi. Bu sadece Türkiye’de değil. Dünyada geçerli bir moda. Ne demek Smart Grid? Şu demek: Bir defa şebeke üzerinden haberleşiliyor. Tüketimler kontrol ediliyor, anlık. Eğer güneş paneli gibi tüketim yerinde de üretim imkanları sağlayan paneller varsa veya güneş tribünü varsa bu tribün devrede değilken tüketim varsa elektriği şebekeden alıyorsunuz. Kullandığınızdan fazla elektrik üretiyorsanız da şebekeye elektrik basıyorsunuz. Dolayısıyla hangi saatte ne kadar elektrik bastığınızı iki yönlü olarak ölçebilen sayaçlara ihtiyacınız var. Bunları hafızalarına depolayabilen sayaçlara ihtiyacınız var ve bütün bu sayaçların değerlerini merkeze otomatik olarak da bildirmesi gerekiyor. Merkezden dolayısıyla her şeyi ölçebiliyorsunuz. Yeniden dizayn edilmesi gerekiyor. Bir yerde arıza olduğu zaman alternatif bir koldan elektrik veriyor otomatikman. İşte bütün bunları yapabilen şebekeye biz akıllı şebeke diyoruz. Buna ihtiyaç var mı? Kesinlikle var. Bu daha üst düzeyde bir çözümdür, insanların enerji kullanımı bakımından. Bu çözüm kesintisiz ve kaliteli enerjiyi sağlamayı getirdiği gibi tasarrufu da getiriyor. O sırada ülkenin ihtiyacı bulunan enerjinin en uygun kaynaktan teminine de imkan sağlıyor.

 

Siz eğer hangi saatte ne kadar enerji tüketimine ihtiyacınız olacağını bilirseniz o zaman başlangıçtan itibaren o saaten, en ucuzundan başlayarak santralleri devreye sokuyorsunuz ama denk geliş yaparsanız pahalı bir santralden elektrik verebilirsiniz. Yani enerji planlaması açısından bu gerekli. Hangi saatte ne kadar harcadığınız gerekli çünkü her saat enerjinin maliyeti farklı. Gece elektrik ucuz, bol, kullanımı yok, üretimi çok ama gündüz daha pahalı. Belli saatlerde daha fazla talep oluyor. O zaman her saatlik enerjiyi, hangi saatte kullanıyorsanız onun maliyetini tüketiciden almak lazım. Onu almıyorsanız, onun maliyetini başka tüketicilerden alıyorsunuz demektir. Eğer gerçek maliyetini alırsanız puan saatlerde yüksek maliyetli tüketiciden alırsanız o insanlarda o saatte tüketmemek için gerekli gayreti gösterecek, tasarruf yapacaklardır ama onu öyle yapmazsanız çamaşır makinesini tam akşam saat 19.00′da çalıştıracaktır. Bu uygulamalara olanak sağlamak için akıllı sayaçların, akıllı şebekelerin devreye girmesi gerekiyor.

 

Bereket Enerji’nin gelecekle ilgili hedefleri nelerdir?

 

Enerji alanı özellikle elektrik alanı büyümeye uygun bir alan. Dolayısıyla büyüme imkanı olan bu sektörde kalarak büyümeye gayret ediyoruz. Tabi sağlıklı bir büyüme öngörüyoruz ve deneyimimizi uluslararası çalışmalarla genişletmek istiyoruz. Yatırımlarımız artacak. Teknolojimiz gelişecek daha yeterli hale geleceğiz. Diğer ülkelerde de aynı hizmeti yapacağız kuşkusuz. Hedefimiz bu. Bir dünya şirketi olmak.

 

Uluslararası enerji şirketleri nereyi pazar olarak görüyorlar? Yeni bir şey var mı? Son olarak neler söylemek istersiniz?

 

Enerji üretimi ve tüketimi konusunda bir doymuşluk var ama henüz dünyanın üzerinde yaşayan 1.5 milyar insan elektrik şebekesinden yoksun yaşıyor.

Özellikle Afrika başta olmak üzere dünyada yapılacak çok iş var. Bazı ülkelerde kesintiler çok yüksek. Türkiye’nin 30 yıl önceki hali gibi.

 

Buraların gelişmesinde ve elektrik üretim ve tüketimlerinin artmasında katkı sağlayabiliriz. Bilgimiz var, deneyimimiz var, Know-How’ımız var. Bunları ortaya koyarak o ülkelerde iş yapmayı arzu ediyoruz.

 

Çok teşekkür ederiz. 

 

Söyleşi Tarihi : Büyük Sıçrama 2014-15

 

Relatived Posts
Prof. Dr. Ahmet Oral Söyleşisi ( 29 Sep,2015 )
Eşref Adalı Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Faruk Eczacıbaşı Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Yavuz Erçil Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Bülent Gönç Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Written by