Büyük Sıçrama Blog

Enver İbek Söyleşisi

“80′lerde telekomünikasyon açılımıyla çok büyük adım atıldı. Teletaş ve Netaş, o zamanın iki büyük firması, telekomünikasyona ayrılan kaynakların, zamanın Başbakanı Turgul Özal tarafından çok önemli ölçüde artırılmasıyla kaynak sağlandı ve bu sanayi birden gelişti.“

 

Daha önce Türkiye’de telekomünikasyon yatırımları nispeten az oluyordu. Rahmetli bunu bir sorun olarak değerlendirdi. Sanayiden çok işletmenin, insanların haberleşmesinin gereğine inandığı için nedir burada eksik, dedi. Yatırım. Yatırım nasıl yapılacak? Şöyle yapılacak. Bu Teletaş, Netaş, Siemens gibi kuruluşlar ile. Onlar büyük ölçüde Türkiye’nin ihtiyacını karşılamaya soyundular. İşte Teletaş tarafını ben daha çok biliyorum tabi. Teletaş‘ta PCM dediğimiz transmisyon cihazları vardı. Onunla ilgili olarak Tübitak’tan bir destek aldı. Tübitak’ta bir grup o işle ilgili çalıştı. Daha sonra Teletaş’a geçtiler ve yerli PCM üretildi ama yerli üretildiği için hemen satın alınmıyordu.

 

PCM nedir?

 

Dijital transmisyon cihazı yani bir yerden bir yere aynı anda çok fazla kişinin konuşmasını sağlayan, çoklama. Adı da Multiplex, çoklama teçhizatı. O grup Teletaş’a katıldı.

 

Yerli yapınca hemen kapılar açılmıyordu. Yani ihaleye… Biz Ptt ortaklıydık buna rağmen Ptt bizi ihalelere alan bir yol izledi. Biz de diğerleri gibi teklif veriyorduk. Hatta hiç unutmuyorum, bir Japon firması vardı. Daha önce Türkiye’ye PCM’leri onlar satmıştı. Türk Telekom, o zaman daha Ptt. Ptt yeni bir ihale açtık, biz de katıldık ihaleye. Fiyatımız ondan biraz ucuz olmasına rağmen bizden önce almaya biraz tereddüt ettiler. Sonra fiyatımızı iyice indirdik. %20-30 aşağı olduk. Artık bizi gözardı edemediler. Yarısını verdiler ama işin. O da mantıklıydı. Bir işletme tamamen riske etmeyebilir ama ondan sonra ispat etti cihazlar kendisini. Ondan sonraki ihalelerde çoğunu aldık.

 

İşte böylece telekomünikasyon alanında çok büyük gelişmeler oldu. Bu tabi yan sanayiyi de geliştirdi. Mesela Netaş santral yapıyordu. Orada iki yol benimsedik. Bir tanesi böyle kendi geliştirdiğimiz şeyler. Bir tanesi de geliştirmenin zaman alacağı bazı ürünler için lisans aldık, mesela Radio Link. Havadan nakil için, telsiz nakili için kullanılan bir cihaz.

Ona da çok ihtiyacı vardı Ptt’nin ama bizim konuda eleman yetiştirip, Ar-Ge’sini yapması, tamamlaması falan vakit alacağı için bir lisans alma işlemi yaptık. Daha sonra santral lisansı alarak santral ürettik.

Yani bu seri devam etti, gitti.

 

Peki, bu Netaş’ın, Ptt-Arla’nın kurulması bir parti politikası mı? Adalet Partisi vizyonu mu yoksa Devlet Planlama Teşkilatı mı?

 

Daha eskiye dayanıyor. Turgut Özal’dan önceki bir gelişme o. Aslında Ptt’nin bir stratejisi bu. Ptt ilginç bir kurumdu. Ptt, 1840-50 civarında kurulmuş ama ileriye bakan, teknoloji de olduğu için telekomünikasyon tarafında, ileriye bakmaya kendini yönlendirmiş bir kuruluştu. Ben 1968 yılında girdim Ptt’ye ve o zaman şaşırmıştım. Ptt’de dünyanın çok çeşitli üniversitelerinde okumuş mühendis vardı. 3 kaynak daha çok: Amerika, İngiltere ve Fransa.

 

Kaç yaşındaydı bu mühendisler?

 

Ptt, zamanında insanın kıymetini görmüş ve demiş ki:  “Benim işimi yapmam için insan kalitesini geliştirmem lazım. Kaliteli insan çalıştırmam lazım. Nasıl yaparım bu işi ? Ben insanları teşvik edeyim, burs veriyim.“ demiş ve Türkiye’de, özellikle İTÜ’de şu vardır, Ptt burslusu kişiler. Yetinmemiş bir de yurt dışına burs vermiş. İşte Amerika’ya, İngiltere’ye…

 

50′li yıllarda mı oluyor bunlar?

 

50′li yıllarda hatta daha da erken. 2. Dünya Savaşı’nın hemen bitişi, 45-50 oradan başlamış. Amerika’ya gidişler. Ondan öncede de harp zamanı da gidenler olmuş. Onların sayıları nispeten az. Bu insanlar oralarda iyi okullarda eğitim almışlar.  Standford’lar vs’lerde kaydolmuşlar. Oradan mezunlar. Bunların bir kısmı kalmış yani her zaman olur o. Bunu göze almışlar yani olacak o kadar demişler ve dönenler çalışmaya başlamışlar. Onlar da hep taze bilgileri artı bir de batı ile tanışmış olmanın verdiği rahatlığı yansıtmışlar. Dilleri çok iyi. Dil bilmeleri vs’yi getirmişler. O tabi mevcut, lokal mühendisleri de hareketlendirmiş. Mesela bütün alımlarının şartnamelerini PTT kendisi yazardı. Bu önemli bir şey yani o konuyu iyi bilmeyi gerektirir. Yabancı firmalardan tabi cihaz alınıyor. O cihazlar tabi kurulurken yahu şöyle değil de böyle yapsanız daha iyi olur gibi tavsiyelerde bulunabilecek yetenekte insanlar vardı. Böylece Telekom açısından iyi bir insan havuzu vardı. İşte o zamanlar düşünülmüş. Yani biz sadece almakla yetinmeyelim. Biraz da kendimiz bir şeyler yapalım diye ve ilk araştırma laboratuvarı öyle kurulmuştur. Yine Fikret Yücel’le.

 

Ptt Arla mı?

 

Ptt Arla öyle kurulmuştur. Bazı şeyleri biz yapalım diye. Her şeyi yine biz yapamacayaksak bazılarını alalım, görüşü çıkmış. İşte o zaman mesela Netaş kurulmuş. Netaş,  Kanada şirketi ortaklığıyla kurulmuş. Hiç olmazsa burada üretilir, denmiş. Bir nedeni de şu olduğu söylenir hep: O zamanlar döviz kıt. Bir ara 70 Cent’e muhtaçlık bile vardır. Demişler ki yani biz bunu dışarıdan dövizle alacağız ama döviz olmayınca alamıyorsun.

Yani ülke içinde bunları yapmaya çalışalım ki döviz ihtiyacı azalsın. Dolayısıyla işimizi daha rahat görelim ve işte Netaş o amaçla kurulmuş. Bu devam etmiş.

 

Yani Enver Bey bu tamamen bürokrat vizyonudur, diyebilir miyiz? Partilerden bağımsız?

 

Bürokrat vizyonudur evet. Kamu iktisadi teşekkülüydü Ptt ve daha özerk yapıdaydı. O bürokratların bir kısmı akademik hüviyeti de olan ve akademi ile üniversitelerle yakın ilişkileri olan kişilerdi. Mesela rahmetli oldu, Bozkurt Özal vardı. Özal’ın kardeşi. O da Ptt burslusudur İngiltere’de. Ama Ptt’de fazla çalışmadı. Abisi onu Devlet Planlama Teşkilatı‘na almış daha sonra. Bayağı önemli kişiler vardı.

 

Ben kitaplarınızı ineledim. Geçmişten günümüze Özal’dan bayağı bahsediyor. 60′lı, 70′li yıllarda  Devlet Planlama Teşkilatı’nda mı?

 

Evet ama bize yansıyan asıl özellik telekomünikasyon alanına yaptığı yatırımlar. Yani şunu söyleyeyim önce Ptt’de çalıştım. Orada yıllık olarak 150.000 hat dağıtabiliyorduk. Hiç kimseye de yetmiyordu 150.000 abone. Daha sonra Turgut Özal’ın milyonları çıktı bir anda. Rakam o kadar büyüdü yani ve o rakamları biz üretici olarak ertelemeye başladık. Yani yetiştiremiyorduk. Normalde üretici daha fazla ister, daha fazla sipariş ister. O zaman ben Teletaş’a geçmiştim. Ptt Genel Müdürlüğü yetkilileri gelirdi 10 tane değil 20 tane istiyoruz biz, derdiler. 20 tane yapıyorsunuz, 40 tane istiyoruz. Yani böyle büyük bir talep yarattılar bize. O taleple Teletaş’ta bir ara 3000′e yaklaştı kadro. Bir telekomünikasyon şirketi için 3000 kişi bayağı büyük bir rakamdır. Turgut Özal’dan biraz onun için çok bahsediliyor olabilir. Bir de ileri görüşlü bir adamdı.

 

Telekom Know How’ı ile GSM’in bir etkileşimi var mıdır? Biz bu Telekom yatırımlarını yapmasaydık GSM, 3G olayları olur muydu? Bunlar birbirine bağlı mıdır, bağımsız şeyler midir?

 

Çok bağlı değil, yani şöyle değil. Türkiye’den çok dünyadaki bir akıma katılma şeklinde oldu. GSM, Türkiye’de başlamadan önce zaten analogla bir radyo vardı. Nokia’nın belki hatırlarsınız, belki babanız hatırlar böyle omuzda taşınırdı, bayağı çanta halinde bir mobil telefondu. O omuzda taşınır ve oradan kablosuyla bağlıydı. Oradan konuşuluyordu. Araç telefonu olarak yapıldı önce. Araçlara takılırdı.

 

1G denebilir mi?

 

Olabilir, doğrudur. O yapıldı. O geldi bir şekilde. Ondan sonra yurt dışında GSM’ler başladı. GSM bildiğin Avrupa standartıdır. Amerika standartı değil. Avrupa Telekomünikasyon Birliği’nin bir başarısıdır yani bu analog radyo sistemlerine rakip olarak bir dijital sistem oluşturalım diye yola çıktılar.

 

80′ler de mi?

 

80′lerin sonu ve GSM standartı çıktı mesela. O zaman, 80′li yıllarda Ptt kendisine yeni bir şebeke kurmak istiyordu. Mobil şebeke. Analog çalışıyor o zaman. Dijital ufukta. Analog almaya karar verdi. Biz ona çok itiraz ettik. Dedik ki böyle şey olmaz.

Bir sene sonra devreye girecek teknoloji var bu devre dışı kalacak, diye. 89′da ben Almanya’ya gitmiştim. Bu GSM’i incelemeye. Mobil telefon dedikleri kamyonet arkasında taşınıyordu. Prototip falan kocaman şeylerdi ama hızlı gelişti ve en önemlisi de umulandan çok hızlı geliştirildi teknoloji. Önemli hız da kullanıcılarda oldu. O zamana kadar telefon kullanmanın bir paradigması vardı yani olur, her yerde olmaz, evde ofiste olur telefon, konuşursunuz. Bu mobil telefonu ilk başta insanlar şöyle bir  nasıl kullanacağım, dedi. Sonra bundaki bir sürü imkanı görünce hız anormal arttı. Ben şunu hatıtrlıyorum gayet iyi. Bizde Teletaş’ta idik ve de Türk Telekom’un, Ptt’nin çıktığı ihaleye katıldık. Bir konsorsiyum parçası olarak.

 

GSM ihalesi mi?

 

GSM ihalesi. Sene de 1994 kurulduğuna göre 1993‘tü. Biz Alman konsorsiyumduk. İşte Alman Siemens, Simco ve Teletaş’ta var. Diğeri de Ericsson, Turkcell. Biri Turkcell oldu biri Telsim zaten. Bir sürü fizibilite çalışmaları yapıldı. Çünkü gelir ortaklığı var o zamanlar. Türkiye’de 350.000, 300.000′in üstünde abone hiçbir zaman olmaz diye raporlar var yani. Yahu daha rahat düşünün, daha esnek düşünün demeye rağmen bu kadar şey çıktı. Hatta ihale şartnamesinde var. 500 milyon dolar maddesidir. O da şuydu: O zaman Türkiye’nin kanunları lisans vermeye uygun değil. Tekel olarak sadece Ptt yapabiliyor. O madde derdi ki; kanunlar lisans vermeye uygun hale geldiğinde bunun lisansını verecek kurum Ptt.  500 milyon dolar, herkes o kadar büyütmüştü ki, aman tanrım hiç bir zaman değişmesin de ama sonra işler hızlandığı için herkes bir an önce lisans işi tamamlansın da biz sahibi olalım, demeye başladı ve büyümeyi de herkes biliyor işte. Tam patladı.

 

Telsim, Teletaş bağlantısı nedir?

 

Telsim konsorsiyumu var yani bir kaç firma. Teletaş’ta konsorsiyumu oluşturan firmalardan biri. 5 firma var. Teletaş, Simko. Zaten Telsim, Teletaş ve Simko demektir. Herkes daha sonra Simcard falan dedi ya, değildir. Teletaş ve Simko’dur neyse.  Almanya’daki SEL vardı. Alcatel’in, Almanya şubesi. Hatta Siemens vardı ana firma ve de Deutche Telekom’un bir danışmanlık şirketi vardı. Deutche Telekom Consulting diye. O pilottu. Bu 5 kişiydi. Diğerleri konsorsiyum falan değildi pek. Ericsson’du. Ericsson asıl bu konuyu sürükledi onlarda. Neyse biz daha sonra lisans aldığımızda haspel kader, ben Telsim’de çalışıyordum o zaman, Teletaş’tan ayrılmıştım. Telsim’de çalışıyordum. 98 yılı Nisan ayında lisans anlaşması imzalandı. 500 milyon dolar verildi. Ondan önce tarifeyi hep Ptt yapardı.

 

Sizin kariyerinizde başka firma var mıydı?

 

Ben ODTÜ mezunuyum, 1968. Ptt’ye girdim Ankara’da çalıştım. Daha sonra 1983′te Ptt-Arla, Teletaş olmak üzereydi, oraya geçtim. Daha sonra 95′te ayrıldım Teletaş’tan. Ondan sonra Telsim’de icra kurulu üyesiydim. İşte 2004 yılında da o aktif iş yaşamından, buraya TESİD’e geçtim.

 

Peki, Türkiye’de bakıyorum bazı şeyleri ithal ikamesi ile yapıyoruz. Bazı tasarımlarda yapıyoruz. Üretimler de yapıyoruz. Böyle bir üçlü yapı var. Nereye doğru gelecek? Bir tasarım ülkesi olmayı mı hedefliyor sektörümüz?

Bunun için devletle işbirliği halinde mi yoksa kendi vizyonunu mu sürüyor?

Süreçler nasıl ilerliyor şu anda?

 

Yani şu anda temel olarak bir şeyler, sivil toplum kuruluşları, elektronik sanayi, bilgi teknolojileri, bilişim grubunu söyleyeyim, hala temel olarak farkındalık yaratmaya uğraşıyorlar. Bakın bizim yaptığımız işler çok önemli ve Türkiye gelişmek istiyor. İster Avrupa Birliği‘ne girmeyi düşleyin ki o da biraz gündemden kalktı, isterseniz bilmem ne yılında şu kadar milyar dolar hedefleyin böyle iddialı şeyler yapıyorsanız hele bizsiz olmaz bu iş. Biz gelişmeden, bizim sektörler gelişmeden hiçbir şekilde bu mümkün değili anlatmaya uğraşıyor.

 

Bir katma değer potansiyelinden bahsediyorsunuz öyle mi?

 

İşte 10.000 dolarları aşmak için yüksek teknoloji gerekir. Bu da burada varsa var. Daha başka bir yerde bunu yapamazsanız. Sadece biz değil. Avrupa Birliği bunu yaptı. Avrupa Birliği’nde dijital gündem diye bir şey var. Dijital gündem ajandası bu. Avrupa Birliği diyor ki biz dünyanın diğer ülkelerinden farklıyız yani kendini bir ülke gibi görüyor. Amerika, Japonya, Kore… Rekabet için geride kaldık. Rekabet etmemiz için tek şart bu bilişim, elektronik alanında önde olmamız. Sürekliliği de ancak böyle sağlayabiliriz. Dolayısıyla şunu yapalım diye getiriyor. Aynı şeyi burada anlatmaya çalışıyoruz. Bunun simgesel yaklaşımı da diyoruz ki bunu stratejik sektör olarak tanımlayın yani elektroniği ve bilişimi stratejik sektör olarak tanımlayın. Buradan da kastedilen, stratejik sektör olarak tanımlarsan yani ne olacak stratejik sektöre sorusuna cevabını şimdi veremeyebiliriz ama bunu stratejik sektör olarak tanımla. Bu şu demektir yani gözbebeği sektör yani her türlü teşvik vs. bu sektöre verilecek anlamına gelir. Bunda ne kadar başarılı oluyoruz. Tartışmalı çünkü mesela Sanayi Bakanlığı bir stratejik sektörler çalışması yapmaya başladı. Önce 4 sektörle yola çıktı. Biz onlardan biriydik, elektronik. Otomotiv vardı.

 

İş adamlarımızın hala elektronik sektörüne çok sıcak bakmadıkları söyleniyor.

 

Bakmıyorlar.

 

Geri dönüşümün uzun olmasından mı?

 

İş adamları kolay para kazanmayı hala daha çok seviyorlar. Müteahahitlik türü gibi yani alıyorsunuz, olmazsa bitiyor. Burada öyle değil. Tesis kuruyorsunuz. Biraz zaman harcıyorsunuz. İnsanların beyinleri önemli. O insanları kaçırmamanız gerekiyor çünkü o kişinin beyninde o bilgi.

 

Çok teşekkür ederiz Enver Bey.

Ben teşekkür ediyorum.

 

 

Söyleşi Tarihi : Büyük Sıçrama 2014-15

Relatived Posts
Prof. Dr. Tahsin Saya Söyleşisi ( 28 Jan,2016 )
Arnold Hornfeld Söyleşisi ( 5 Nov,2015 )
Aydın Köksal Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Hüseyin Geliş Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Yavuz Erçil Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Written by