Büyük Sıçrama Blog

Hakan Öztürk Söyleşisi

 

“Biz ihracatın çok önemli olduğunu biliyoruz. Hep siyasilerimiz, bakanlarımız söylüyor, uçağa bindiğinde 2 saat, 3 saat mesafede 360 derece baktığımızda Türkiye’nin çevresinde birçok ülke var ithalat eden, ithalatı kuvvetli olan. Bu ülkelere bir üretim merkezi olarak ayakta kalacağını ve kişi başı 25 bin dolar milli gelir seviyesine böyle ulaşacağını söylüyorlar. Biz buna %100 inanıyoruz. Hükümetin politikasının bu noktada doğru olduğunu düşünüyoruz. Çünkü satmadan almak olmaz. Refah ancak bu şekilde olur. Bizim elektrik elektronik grubu olarak da üzerimize düşen bir görev var. Biz 500 milyar dolarlık 2023 yılındaki Türkiye hedefinde yaklaşık 45-50 milyar dolar ihracat yapmamız lazım. Şu anda bizim grup 14 milyar dolar yapıyor.“

Makel 1977 yılında Bayrampaşa’da elektrik sektörüne yan sanayii olarak hizmet vermeye başlamış bir firma. 1987 yılında da anahtar priz üretimine geçiyor. Yani şu an ürettiği ana ürün grubunu 1987 yılında üretmeye başlıyor.1996 yılında da şu an içinde bulunduğumuz lokasyondaki tesisimize taşınıyor.1998’de sayaç üretimine başlıyor ki şu an biliyorsunuz firmamız Makel sektör lideri. Pazarında bir numara. 2001’de elektronik sayaç imalatı. 2004’te Türkiye’de hali hazırdaki tek yerli üretim diyoruz şalt üretimine. 2004 yılında başlıyor. 2010 yılında panelmetreler, uzaktan okuma sayaçlar, kompanzasyon röleleri gibi elektronik ağırlıklı ürünleri üretmeye başlıyor. En büyük atılım dediğimiz yılları bu şekilde özetleyebiliriz. Geçen yıl da böyle bir hamleye başladık. Smart Home dediğimiz, akıllı evlerin ürünlerini Makel, TUBİTAK destekli olarak özel bir projeyle üretti ve ürünleri şu an firmamızda yerli olarak, %100 yerli, %100 kendi Ar-Ge’mizden çıkan ürünler olarak, Türkiye’ye vermeye başladık. Daha çok yeniyiz ama Türkiye’de şu anda akıllı evler konusundaki bütün ürünleri yabancı firmalar satıyor ve hep ithal ürün olarak satıyor. Bu da ülkemiz için, hep diyoruz, “Bir babayiğit yok mu yerli otomobil üretecek?” Biz de diyoruz ki, otomobil üretemedik ama kendi sektörümüzde, hep ithal olan bir ürün grubunda, kendi ürünümüzü, kendi mühendislerimizle beraber inşallah daha yeniyiz ama, satmaya başladık. Yaklaşık 850 civarında çalışanımız var.

Bize hizmet veren yan sanayilerle beraber 1500 civarında çalışanımız var. Büyük bir tesis. Sektöründe lider olanlardan bir tanesi. Gururluyuz.

Peki bu akıllı ev konusunda başka firmalarla iş birliğiniz var mı Hakan Bey ? Tüketici elektroniği firmaları da bu Smart konseptinden çok fazla bahsediyorlar. Bu anlamda firmalar şu anda yalnız başına mı hareket ediyor? Yoksa bir standarta doğru gidiyor mu bu iş?

Hemen hemen kabul edilmiş, %70-80 herkesin almak istediği standart var. Smart Home için standarda uygun bir üretimi bir nevi yapmak zorundasınız artık. Türkiye’de yerli imalat yok, biraz önce de bahsettiğimiz gibi. Ağırlıklı, büyük dünya devleri Türkiye’ye şu anda hakim durumda. Bunlar hep ithal ürünler. Yurt dışında üretiliyor ve Türkiye’nin şu anda çok büyük bir pazarı olmamasına rağmen, olan pazarı da bunlar eline geçirmiş durumdalar. Biz de yaklaşık birkaç yıldır bu konunun içindeyiz. İlk başta biz de dünyada büyük bir dev firmayla ortak bu işe girmeye çalıştık. Onlardan birçok alt parçayı alarak bu işe girmeye çalıştık. Fakat bunun taşıma suyla değirmen olmaz misali, zaten en baştaki niyetimiz de buydu, şu an kendi Ar-Ge ekimizle bir proje oluşturduk. Bu projede de Smart Home veya akıllı evde kullanılan veya ticari yerlerde kullanılan ürünlerin ana ürünlerini şu an fabrikamızda üretiyoruz.

Makel’in şu an 15 bine yakın ürün çeşidi var. Biraz önce de bu ürünleri ana gruplara ayırdığımızda kilometre taşı olarak bakarsak, girdiğimiz yıllardan bahsettik. Bu ürünlerin içinde sayaç grubu %10 civarında bir ülkeye gönderiyoruz. Ağırlıklı Azerbeycan’dır. Makel’in şöyle bir trendi veya mottosu var: ” Makel… Dünya için üretiyoruz.” diyen. %100 yerli olmasına rağmen ihracat ağırlıklı bir firma. Her ne kadar son yıllarda Türkiye’ye sattığı ürün miktar ve tutarları, ciroları yıldan yıla çok da katlayarak büyüse de biz yine ihracat ağırlıklı bir firmayız. Biraz önceki sayaçlar haricindeki diğer ürünlerimizi yaklaşık 40’a yakın ülkeye satıyoruz. Biliyorsunuz, 2023’te 500 milyar dolar hedefimiz var. Firmamız aynı zamanda ihracatlar birliğinde yönetim kurulunda. Dolayısıyla dış ticaret müsteşarlığıyla, TİM’le, ekonomi bakanlığıyla sürekli bir iletişim içerisindeyiz. Türkiye’nin kurtuluşunun üretmek ve satmak olduğunu biliyoruz. Bunlar hani laf olsun diye söylenen şeyler değil. Gerçekten buna inanıyoruz. Çünkü satmadan lafı olmaz. Bugün cari açıktan bahsediyoruz. Cari açık ne demek, sattığından fazla almak demek. Yani bir aile içi bütçeye baktığınızda durum aynı. Türkiye’nin bütçesine baktığınızda da durum aynı. Bir firmaya baktığınızda da durum aynı.

Biz ihracatın çok önemli olduğunu biliyoruz. Hep siyasilerimiz, bakanlarımız söylüyor, uçağa bindiğinde 2 saat, 3 saat mesafede 360 derece baktığımızda Türkiye’nin çevresinde birçok ülke var ithalat eden, ithalatı kuvvetli olan. Bu ülkelere bir üretim merkezi olarak ayakta kalacağını ve kişi başı 25 bin dolar milli gelir seviyesine böyle ulaşacağını söylüyorlar. Biz buna %100 inanıyoruz. Hükümetin politikasının bu noktada doğru olduğunu düşünüyoruz. Çünkü satmadan almak olmaz. Refah ancak bu şekilde olur. Bizim elektrik elektronik grubu olarak da üzerimize düşen bir görev var.

Biz 500 milyar dolarlık 2023 yılındaki Türkiye hedefinde yaklaşık 45-50 milyar dolar ihracat yapmamız lazım. Şu anda bizim grup 14 milyar dolar yapıyor.

Biz doğru ürünler çıkartarak, biraz önce Smart Home’dan bahsettik. Bu Smart Home’u yeni yeni yapıyoruz. Türkiye’ye belli oranda satmaya başladık. Ama bunu yurt dışına da satmamız lazım. Ancak böyle ihracatta, yükte hafif pahada ağır ürünleri satarsak bu hedefimize ulaşabileceğiz. Bu manada ben bakanlıklar, müsteşarlıkların doğru planlı çalıştığını düşünüyorum, bir özel sektör yöneticisi olarak ve çalışanı olarak. Mesela bir Turquality programı çıkartıldı. Biz şu anda yaklaşık, tam emin değilim ama 100-120 tane firma var Turquality’de. Diyor ki on yılda on tane dünya markası çıkartmamız lazım. Mesela şu anda dış dünyada marka diyeceğimiz, hep örnek veriyorlar, işte Kore’yle yola çıktık; Hyundai’ı, LG’si, Samsung’u bir sürü marka yarattı dünyada. Her biri 50’şer 100’er milyar dolar ciro yapan. Ama bizim hiç öyle bir firmamız yok. Bu amaçla bir Turquality programı çıkarttılar. Makel de bu programın içerisinde şu anda. Amaç şu: Yurt dışında marka olmak için çalışan firmalara devlet destek veriyor. Biraz önce bahsettiğimiz devletin bu politikalarının altının da dolu olduğunu ve firmalara teşvik vermek için de belli programlar devreye soktuğunu görüyoruz, sonra diyor ki tamam satıyorsun fakat daha pahalıya sat. Nasıl daha pahalıya satarsın? Biraz önce dedik; işe teknoloji katarak, içine bilgi katarak. Bunun için de diyor ki Ar-Ge merkezi ol. Belli bir Ar-Ge’n olsun. Belli bir Ar-Ge’nde, belli projeleri ben destekleyeyim.

Şu an Makel bu doğru gördüğü şeylerin içinde var. Turquality projesinin içinde var. Yaklaşık 150’ye yakın firmadan bir tanesi Türkiye’de. Firmamız yine Ar-Ge merkezlerinden bir tanesi. 100 civarında Ar-Ge merkezi belirlendi, onlardan bir tanesi. Yani Ar-Ge’si kuvvetli olan, doğru ürünler üreten, içinde katma değeri, teknolojiyi barındıran ürünleri doğru fiyatlarla satarsak; Makel de güçlenecektir, firmamız da güçlenecektir, Türkiye de güçlenecektir. 2023’te 500 milyar dolar ihracat ve 25 bin dolar kişi başı milli geliri de, bunları da çok doğru görüyorum.

Peki Hakan Bey, siz bu sayacın ilk çıktığı yerlerden biri olan Almanya’ya da ihracat yapıyormuşsunuz. Bunun öyküsü nedir, bu nasıl gerçekleşti?

Bizim, biraz önce de bahsettik, on civarında sayaç sattığımız ülke var. Ağırlıklı Türk cumhuriyetleri olmak üzere. Almanya da bunlardan bir tanesi.

Almanya, biliyorsunuz, Çin ile beraber ihracatta dünya lideri. 30-35 milyon iş gücüyle 1 trilyon 200 milyar dolar, 300 milyar dolar ihracat yapıyor yani, hayranlık uyandıran bir sanayi devi. Dünya markaları var, otomotivde, beyaz eşyada, plastik ham maddede, biliyorsunuz. Fakat, ilginçtir, enerji sektörünün temel girdilerinden bir tanesi olan sayaç konusunda Almanya çok ileri değil. Mekanik sayaç kullanıyorlar. Bu mekanik sayaçları okumaya bile kimse gitmiyor. Orada bizim şirketimiz de birçok tanıdığımız da var. Sorduğumuzda, sayacı okumaya bile, fatura için bile uzaktan bir kağıt gönderiyorlarmış.

O kağıda şu kadar Kilowatt saat harcadım, diye tüketici yazıyor ve onu doğru kabul ediyor. İnsan duyunca hatta bir Türk olarak şey diyor, “Bunlar bilerek aşağı yazar.

Az kullandım der.” Ama o şekilde değil diyorlar. Kimsenin öyle bir şeye tenezzül etmediği söyleniyor. O çok önemli değil, o ayrı bir konu. Fakat Türkiye ve İtalya esasında Avrupa’da bu noktada önde. Firmamız da aynı şekilde önde. Uzaktan haberleşmeli, uzaktan okumalı, bir sürü GSM’le, GPRS’le, değişik modemlerle haberleşmeli sayaç konusunda kendi bilgimizi, kültürümüzü, Almanya’ya ihraç etmeye çalışıyoruz. Orada şebeke firmaları şu anda firmamızla, Türkiye’deki bazı firmalarla görüşüyorlar, buradaki konuları öğrenip, buradan sayaç ithal etmeye çalışıyorlar.

Peki uluslararası rakipleriniz var mı Almanya’da?

Uluslararası rakipler var. Fakat onlar şu anda bu konuda bizim bilgi birikimimize sahip değiller. Dolayısıyla bizim de hedefimiz o zaten. Şebeke firmalarıyla görüşüyoruz. Orada tabi ki biliyorsunuz eyalet sistemi var.  Her eyaletin kendi farklı elektrik dağıtım ve şebeke firmaları var. O şebeke firmalarıyla görüşüyoruz, onları buraya davet ediyoruz, onların özel şartnamelerindeki istekleri anlamaya çalışıyoruz ve oraya özel sayaç üreterek yarışta öne geçmeye çalışıyoruz.

Bu anlamda da aslında tasarımda Ar-Ge’nin ne kadar önemli olduğu ortaya da çıkmış oluyor. Yani ileri teknoloji ülkesine teknoloji satıyorsunuz bir bakıma. Peki Makel’in Ar-Ge öyküsünü alabilir miyiz? Ar-Ge’niz ne zaman kuruldu? Nasıl gelişti?

Tabi Ar-Ge olmazsa olmaz. Yaklaşık bütçemizin % 4’ünü 5’ini Ar-Ge’ye ayırıyoruz. Çünkü ihracat diyoruz, ciro diyoruz, almadan satmak olmaz, refah ancak bir şeyi satmakla mümkün, diyoruz. Türkiye’nin çevre ülkelere iyi ihracat yapabileceğini, sempatiyle bakılan bir algısı olduğunu, Türk malının belli bir kalite algısında olduğunu söylüyoruz. Fakat bunu yapmak için dediğimiz gibi Ar-Ge yapmak lazım. Ar-Ge esasında kuruluşundan beri var. Her firmada var. Adının Ar-Ge olduğunu bilmeden de firmalar Ar-Ge yapıyor. İlla işte kapıya Ar-Ge demesi, oraya mühendisleri doldurması şart değil. Müşteri isteklerini anlaması, o müşteri isteklerine göre bir tasarım yapması veya bir ürün geliştirmesi, onu sonuçta da satılabilir kılması orada Ar-Ge’nin varlığını gösteriyor. Ama bu yeterli mi değil. Makel buralardan, biraz önce dedik, 1977’de kuruldu, 87’de anahtara başladı. Hep dikkat edin işte 98’de sayaca başladı, hep oralarda da Ar-Ge var. Oralarda olmasa zaten o ürünler o tarihlerde çıkmaz. Fakat şu anki gibi değil tabi ki.

Şu an Makel ayrı bir lokasyonda, ayrı kapalı kapılar ardında Ar-Ge yapıyor. Birkaç lokasyonumuz var, laboratuvarımız. Mesela şu anda Ar-Ge’nin içerisinde iki tane laboratuvar var. Bunlardan bir tanesi kısa devre laboratuvarı. Türkiye’de benim bildiğim birebir aynısı olmayan bir laboratuvar. Belki bir tane daha olabilir veya iki tane daha olabilir. Sayılı laboratuvarlardan bir tanesi. Şimdi bu olmadan Ar-Ge olmaz. Dönüyorsun, sayacın özel laboratuvarı var.

Bu da yine içinde bir sürü testlerin yapıldığı yeterlilikte bir laboratuvar. Bunların desteklediği bir Ar-Ge bölümümüz var. Yaklaşık şu anda yanlış bilmiyorsam, 65 civarında bir kadromuz var. Bunlar Full Time Ar-Ge ile uğraşıyorlar. İçlerinde yüksek lisansı olan var, doktorası olan var, teknisyen, tekniker düzeyinde olan var. Amaç ne? Burada amaç tek. Ürettiğiniz ürünü daha katma değerli, daha teknoloji içerikli ve müşteriye “Buna bu para verilir. Evet bu parayı verdim ama hak ettiler.” dedirtecek ve fiyat rekabetinden çıkacak ürünleri üretmek. Yani hangisi daha ucuzsa alırım, bu ürün çok da kritik bir ürün değil, hangisi ucuzsa onu alırım, denilecek bir ürün üretmek istemiyoruz. Çünkü Türkiye’nin de gitmek istediği yön o. Biraz önce ihracattan bahsettik. Makel’in gitmesi gereken yol da o. Dolayısıyla biz ne kadar doğru, ne kadar içinde teknoloji barındıran, fonksiyonellik barındıran ürün üretirsek, az eforla çok ciro ve çok ihracat yapmış oluruz. Amacımız da bu.

Şimdi aslında bir de Hakan Bey bu akıllı sayaçtan bahsediliyor, bu bir terim olarak geçiyor. Bu hani farkları betimlenecek olursak elektronik mekanik sayaçlar vardı 98’de Makel elektronik sayaçlara geçti. Şimdi akıllı sayaçlar. Yani bu üç aşama arasında ki farkları anlatır mısınız?

Şöyle çok tekniğe girmeden kısaca bahsedebiliriz biliyorsunuz ilk 1960’lı yıllarda Türkiye’de sayaç üretilmeye başlandı. 1980’li yıllarda herkesin bildiğin Makine Kimya, Ankara’daki kamu kurumu bu işe girdi. Firmamız da 1998 yılında mekanik sayaç üretmeye başladı. Mekanik sayacın kaçak-kayıp oranlarındaki iyileşmeye fazla bir etkisi yok. Şu an bu konuların gündeme gelmesinde ki temel konu bu. Biliyorsunuz, %14’ler %15’ler civarında Türkiye’de kaçak-kayıp oranı. Şebeke firmaları özelleştikçe, hükümetimiz bunları özelleştiriyor, her bölgeye bakan, işte İstanbul’da iki tane var, ülkenin değişik bölgelerinde özel dağıtım kuruluşları oluştu. Bunların belli ciro ve kar durumlarına bakıldığında kaçaklar çok önemli. Hiç kimse ürettiği bir şeye başka birinin bedel ödemeden almasını istemiyor. Fakat burada belli bir teknoloji olması lazım. Bu teknolojiyle ancak belli şeylerin önüne geçilebiliyor. Ben çok kabaca bu ihtiyacın hem bir teknolojik gelişmeden hem dışarıdan müdahaleyi engelleyen bir yapısı olmasından ki biliyorsunuz mekanik sayaca espri olur, mıknatısı bile değdirdiğinizde o dönen şeyin içindeki, dışarıdan görülen o daire durdurabiliyordu.

Hep espri olur işte, “Allah Tedaş’ın adamı geliyor kaldırın, düzeltin şeyleri.” Yandan bir hat çekilir, bir sürü onun metodları var yani üreticilerden daha iyi biliyor bizim halkımız. Birçok metodla onu kullanıyordu. Fakat bu elektronik sayaçlara müdahale çok mümkün değil. Müdahale olduğunda onu yazılım kaydediyor. Ve ana amaç şu: Bir süre sonra haberleşebilir, yanına kimsenin gitmesine bile gerek kalmadan uzaktan okunabilir sayaçlar, Türkiye’de belki çok kısa vadede devreye girecek. Bu özel bir firma olarak baktığınızda hakikaten tercih edeceğiniz bir şey. Yani bir şey üretiyorsunuz, satıyorsunuz parasını tahsil edeceğiniz yerde bunu ölçen, enerjiyi ölçen araca tam güvenmiyorsunuz. Bunun yerine başka bir çözüm geliyor, elektronik sayaç. Dışarıdan müdahale çok mümkün değil. Olursa hemen görülüyor. Hatta bir süre sonra adam bile göndermeden, ben bir mahalleye şu kadar Kilowatt saat gönderdim, ne kadar geri dönüşünü aldım görüyorsunuz. Hangi mahalleye hangi eve ne kadar fatura gideceği bile uzaktan haberleşerek, okunarak giden bir Trend’de ilerliyor.

Bu esasında belki teknolojinin getirdiği bir şey. Çünkü biraz önce Almanya’yı söyledik. Almanya’da güven esas. Kimse okumaya bile gitmiyor. Bir kağıt gönderiyorlarmış, müşteri kendi kendine yazıyor bunu harcadım diye. Fakat bir süre sonra bir güven olmasına rağmen, çok kaçak-kayıp oranlarının %10’un altında olması lazım deniliyor. Bu yeni sayaçlarla bunun Türkiye’de de birkaç yıl içinde, bir iki puan düştü şimdi, gene 10’lara doğru, yani Avrupa seviyesine düşeceğini öngörüyoruz.

Yani şu anda bizim birkaç bin sayacımız Türkiye’de deneme modunda. Bunun birkaç metodu var GPS olabilir, GSM sistemleri, GPRS sistemleri olabilir veya bir modem metodları var. Bu metodlardan birisiyle bu sayaçları biraz önce dediğim manada kullanabiliyorsunuz. Şu anda da zaten bir kaç bin sayacı bu şekilde ülkenin değişik yerlerinde denettiriyor bakanlıklar.

Bir yanda da tabii büyüyen bir inşaat sektörü var.

Bizim yapı sektöründe elektrik-elektronik grubu çok bağlı. Sadece biz de değil hep söyleniyor, inşaatlar, bina yapımı, konut yapımı yaklaşık 500’e yakın sektörü direkt ve en direkt olarak etkiliyor. Biz bunların direkt olanlarındanız. Sadece biz değil, kapısı, penceresi, boyası vs. istihdamın üzerinde çok büyük etkisi var. Şu anda ülkenin yaklaşık 4-5 civarında büyümesi bunu sağlamak için konutun iki misli büyümesi lazım deniyor. Yani ruhsat alan konut sayısı, satılan konut sayısının bir önceki yıla göre %10 civarında büyümesi, direkt istihdamı ve gayri safi milli hasıla ve Türkiye’nin büyümesini sağlıyor. Dolayısıyla çok önemli bir sektör. Zaten dikkat ederseniz faizler düşmediğinde, yükseldiğinde gerginlik oluşuyor.

Bu konutları olabildiğince çok yapmalı, hem Türkiye’ye hem yurt dışındaki yabancılara satmalıyız. Yani ben hep şeyi hatırlıyorum, aklımda kalmıştı, Turgut Özal’ın bir lafını: “Domatesi yurt dışına göndermeye gerek yok, gelsinler, burada yesinler.” demişti. Burada da bir ev aldığında ortalama bir yabancının 3 ay 4 ay kaldığını ve normal otele göre çok daha fazla para harcadığını görüyoruz. Hem Türkiye’deki harcamaları hem de ev alarak Türkiye’nin diğer sektörlerine faydası oluyor. Dolayısıyla yapılan bina sayısı ve konut sayısı hem bizim için önemli hem de birçok direkt sektör açısından çok önemli.

Peki işin sanayi tarafını nasıl görüyorsunuz Hakan Bey? Bu akıllı sayaçlar sanayide de enerji konusunda şu anda olduğundan farklı bir iklim yaratacak mı?

Şu anda tabi %100 uygulamalar yok. Sorunca tarifeli sayaçlar zaten kullanımda. Biz şöyle düşünüyorduk: İlk bu sayaçlarda, biliyorsunuz o mekanikte bir tarife olayı yoktu yani o 24 saatin hepsi Kilowatt saati şu kadar lira, diye geçiyordu. Ne kadar Kilowatt saat harcadıysanız onla çarpıp bir fatura geliyordu. Şimdi bu akıllı sayaçlarda tarife olayı var. Hafta sonu kullanırsan şu kadar, akşam gece 22.00 ile sabah 06.00 arasında kullanırsan normali 10 liraysa bu 5 lira. Tam tersi, sabah 17.00 ile 20.00 arası kullanırsan, tam tepe yaptığı dönemde kullanırsan da 15 lira, daha da pahalı. Biz şöyle düşünüyorduk, sanayide acaba vardiya saatlerini mi değiştirir, daha uygun enerji? Çünkü biliyorsun, Türkiye enerjiyi pahalı kullanan bir ülke.

Enerjiden tasarruf etmek için çalışma saatleri veya vardiyalar mı değişir? En azından şu anda çok fazla onun olmadığını söyleyebiliriz. Yani daha doğru bir enerji okuyan araçla, çalışma metodolojisi ve şekli çok fazla değişmedi.

Peki, çok teşekkür ediyoruz görüşleriniz için. Eklemek istediğiniz bir şey var mıdır?

Teşekkür ederim, sağ olun.

 

Söyleşi Tarihi : Büyük Sıçrama 2014-15

Relatived Posts
Müjdat Altay Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Ali Sinan Tunaoğlu Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Bülent Gönç Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Prof. Dr. Duran Leblebici Söyleşisi ( 28 Dec,2016 )
Ceyhan Saldanlı Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Written by