Büyük Sıçrama Blog

İhsaner Alkım Söyleşisi

 

“Apple 97’de batarken, birden bire tepelere çıktı. Blackberry sıfırdan çıkıp 35 sene sonra iyice gözden düştü. Bu işte çıkışlar, inişler çok fazla. Ve üç aşağı beş yukarı teknolojileri de artık herkes gidip aynı yerlerden alıyor. İşte o da Qualcomm’dan çip alacak, ben de Qualcomm’dan çip alacağım. Onunki de  Google’dan Android, benimki de Android. Application Store’lar orada da var, bende de var. Dolayısıyla bizim bu konularda değişiklik yapabilme yeteneğimiz var. Cep telefonunda başarılı olabiliriz. Onun için cep telefonu gibi işte milyar adetlik bir alandan geri düşmemiz düşünülmemesi gerekiyor dolayısıyla cep telefonuna girme kararı verdik. Çünkü bizim üretim teknolojimiz, AR-GE yapımız, her şeyimiz cep telefonuna çok uygun.”

 

Şimdi TÜBİTAK mükemmellik merkezi falan diyor, öyle mükemmellik merkezleri yaratabilirse Türkiye bu konulardaki kaynaklarını çok daha iyi kullanabilir.

Mükemmellik merkezleri nedir biraz açabilir misiniz?

Herhangi bir konuda mükemmelleşme. Mesela otomobil, Türk otomobili yapma. Otomobil dediğinin de 3000–4000 tane parçası var, en önemli parçalarından bir tanesi de motor. Motorlar konusunda seçilmiş bir üniversite. Motor kürsüsü, motorlardan anlayan her türlü bilim adamı, özel sektörle iş birlikleri, özel sektörle otomotiv özel sektörüyle üniversite sanayi işbirliği, her şey orada olsa otomobil motorlarıyla ilgili mükemmellik merkezi orası olabilir. Ne bileyim Erzurum Üniversitesi’nce çok uygun, belki tarımsal konularda, hayvancılık konularında mükemmellik merkezi yaratabilirsiniz. Yani oradaki ekonomik şartlara göre olmalıdır çünkü çok net bir şekilde paraya dönmeyen hiçbir şey sonunda bir yere varamaz.

 

Yani sen temel araştırma da yapsan, işte ürüne yönelik araştırmalar da yapsan, bunun mutlaka, eninde sonunda bir ekonomik değere dönmesi lazım. Ekonomik değere dönmeyen hiçbir şey bir yere gidemez. Yani tabii bunu bir vadesi var ekonomik değere dönmesi için. Temel araştırma yaparsın. Ekonomik değere bu 20 yılda da dönebilir. Bunu devlet yapar, bunu özel sektör yapmaz. Niye yapsın temel araştırmayı özel sektör? Bunu devlet, devlet üniversiteleri yapacak. Ama özel sektörün önünü açacak, özel sektörün ürün geliştirmesine katkıda bulunacak araştırmaları da devlet destekler ve özel sektörle birlikte bunları yapabilir.  Nanoteknoloji konusunda mükemmellik merkezi olabilir, işte bizim Display teknolojileri konusunda mükemmellik merkezi olabilir.
Peki özel üniversiteleri siz bu konuda nereye koyuyorsunuz? Mesela bildiğim kadarıyla Özyeğin Üniversitesi’yle bir işbirliği içerisindesiniz.

Özel üniversiteler aslında Türkiye’de teoride kar amaçlı kurulmayan üniversiteler. Hepsine vakıf üniversiteleri deniyor. Bunların bir kısmi hakikaten kar amaçlı değil yani işte bir Sabancı’nın ben kar amaçlı üniversite olduğunu zannetmiyorum, bir Koç’un kar amaçlı üniversite olduğunu zannetmiyorum. Çünkü her sene bu kuruluşlar bu üniversitelere sürekli para aktarıyorlar hala. Yani devlet üniversitesi, vakıf üniversitesi diye ayrım yapmak yanlış bir şey. Yani devlet bir üniversiteyi hakikaten mükemmellik merkezi olarak seçecekse, o zaman devlet üniversitesine yaptığı katkıyı bu üniversiteye de yapmak zorunda.

Devlet mutlaka işin temelinde olmalı mı diyorsunuz?

E tabii. Yani devlet üniversiteye katkı yapıyor. Ben devlet üniversitesine yapayım, vakıf üniversitesine yapmayayım, olmaz. Saçma bir şey olur. O zaman vakıf üniversitelerini dışlamış olursun ki bu da Türkiye’nin geleceği açısından son derece problemli bir şey.
İşte TFT’ler, LCD’ler; işte Laser’la Display yapma olabilir, ne bileyim holografik TV dediğimiz üç boyutlu sanal Display’ler olabilir yani baktığında Display’le ilgili dünyadaki gelişmeleri yakından takip eden, bunun içinde olan bir şey olabilir. O kadar çok konu var ki baktığında.

Şimdi Vestel beyaz eşya ve televizyon üreten bir firma. Bir de IT ürünler üretiyoruz. Her birinde bir Display kullanılıyor. Display teknolojileri dünyada çok sıkça değişen, dünyayı bir yere getiren teknolojiler. İşte Apple’ın başarılı olmasının temel nedeni de Display’i, Display üzerindeki Touch Screen’i, kullanıcıya sunması. Yani Display teknolojileri hızla gelişiyor. Biz bunun hiçbir yerinde yokuz. Şu an için Türkiye olarak söylüyorum. Vestel olarak bir yerindeyiz ama Türkiye olarak, ne Türkiye üniversiteleri ne Türkiye özel sektörü hiçbir yerinde değiliz. Yani bu teknolojik gelişmede çok önemli bir katkımız yok. Burada kimler var? Çinliler var, Tayvanlılar var, Japonlar var. Şimdi biz neredeyiz? Üniversitelerimize bu konuda makaleler, ne bileyim, patentler yok. Dolayısıyla biz takipçi durumundayız.
Türkiye olarak 70’lerden beri bir nevi televizyon üssü konumundayız. Aynı zamanda Türkiye televizyon teknolojisi geliştirmeye de bir katkıda bulunuyor mu, yani şu andaki durum nedir?

Evet. Şimdi elektronikte televizyon bir üst yapı ürünü, cep telefonu da bir üst yapı ürünü, tablet de bir üst yapı ürünü, Notebook da bir üst yapı ürünü. Üst yapı ürünü ne demek? Birçok firmadan parçaları topluyorsun, onları birleştirip bunları uygun yazılımla çalıştırdığın zaman bir ürün elde ediyorsun. Bu bütün dünyada böyle. Apple da böyle yapıyor, Samsung da böyle yapıyor, Dell de böyle yapıyor. Herkes böyle yapıyor, Vestel de böyle yapıyor. Bir üst yapı ürünü olarak. Ben Display ünitesini bir firmadan alıyorum, çipini başka firmadan alıyorum, Memory’sini bir başka firmadan alıyorum. Printed Board’unu, benim tasarımladığım Printed Board’unu bir başka firmadan alıyorum.

 

Parçaları birleştirme bilgisi ve kombinasyon yaratıcılığı burada avantaj mıdır?

Evet avantajdır. Tabii onlara o parçaları en uygun fiyatla birleştirebilme yeteneği, müşterilerin istemediği şeyi onun içine koyup da ürünü boşuna pahalandırmama yeteneği gibi şeyler de bunun içerisinde. Yani bizim gibi büyük firmaların yeteneği budur. Pazara en uygun ürünleri sunmak, pazarlardaki değişiklikleri hızla takip etmek, teknolojideki değişiklikleri hızla takip etmek ve tabii ki bunları bizim ürünümüze uydurmak.

 

Türkiye Trendsetter bir ülke olur mu ?

 

Şimdi size bir örnek. Samsung şu anda cirosu 200 milyar dolar civarında. 200 milyar dolardan bahsediyoruz. Vestel cirosu 4 milyar dolar. Örnek veriyorum. Vestel Ar-Ge’lerinde çalışan 1000 kişi; Samsung Ar-Ge’lerinde çalışan 75. 000 kişi. Doktoralı çalışan sayısı Samsung’da şu an 10.000’in üzerinde, Vestel’de 15- 20 kişi. Yani Vestel’le verdiğim örneği Türkiye‘de Arçelik’le de ilgili verirsiniz, birkaç firma için daha verebilirsiniz. En iyileri olduğu için veriyorum bu örneği. Dolayısıyla Türkiye’nin eğitim sistemi yerlerde sürünüyor. OECD standartlarına göre, OECD’de yani özellikle teknik konularda OECD’nin en kötü ülkelerinden biriyiz bugün için. Kore ilk üçte. Baktığınızda bu 2 tane firmanın öne çıkıp “Ben daha iyisini yapıyorum.” isteği değil, topyekün ülkenin bir sorunu. Yani bu çok geniş bir konu.

 

Yani eğitimden başlıyor. Firmalar Kore’de devlet desteğiyle yıllarca ayakta kaldılar. Firmalar bazı konulara girdiler. Hyundai sadece otomobilde kaldı. Samsung otomobilden el çektirildi, biliyorsunuz. Zorla el çektirildi. “Otomobile giremezsin.” denildi Samsung’a. Bu adamlar yola çıktıklarında her bir büyük gruba önemli paralar verilmiş, şu konularda yatırım yapın diye. Şimdi bunlar devlet politikaları, eğitim politikaları vesairelerle Samsung, dünyada çok önemli yerlere geldi. Şimdi onlar Trendsetter olabilirler. Oldular zaten. Şimdi bu tarihsel süreçlerle birlikte değerlendirilmesi gerekilen bir konu. Türkiye‘den birinin çıkıp “Ben Trendsetter olacağım.” demesi mümkün değil. Yani Türkiye bir Google da yaratamaz, Facebook da yaratamaz. Ona daha çok vakit var.

 

Galiba kendi markasını koyan ilk televizyon firması VESTEL.  Yanılmıyorsam

Beko 91’de koymuş.
Doğru, doğru. Marka olarak hatırlamıyorum, kendi markasını ilk kullanan da olabilir, ondan tam emin değilim. O ilk televizyon üretimleri başladığında zaten malzemeler dahil gerek batıdan, gerek Japonya’dan lisanslar alındı. İşte Sony lisansıyla,  Saba lisansıyla üretimler yapılırdı. Siyah beyazda da renklinin ilk zamanında da. Hiçbir Ar-Ge faaliyeti yok tabii. Lokal üretimler yapılıyordu. Vestel kurulduktan sonra vizyoner olarak hemen kendi Ar-Ge’sini oluşturup, kendi teknolojilerini yaratmaya çalışarak başladı. Vestel o anlamda Türkiye’de bir devrimdir. Diğerlerinin “Asla yapamazsınız.” dedikleri bir konuydu. Vestel’in ilk Ar-Ge müdürlerinden biri de benim. Biz kendi teknolojimizi kullanarak, 89 başında, kendi şasemizle üretim yapar hale gelmiştik.

 

 

Polly Peck International vardı, Asil Nadir’in yönetim kurulu başkanı olduğu uluslararası firma, Polly Peck’in bir kuruluşu olarak Vestel Türkiye’de üretime başladı.

Kiminle başladı? Ferguson’dan aldığı teknolojiyle. Yani Ferguson’dan, Ferguson mühendislerinin yönlendirmesiyle üretim teknolojileri dahil, televizyon şasesi dahil, hatta Ferguson’dan gelen mühendislerin belirli bir sürede burada çalışarak, birkaç yıl Vestel’de çalışarak üretimi belirli bir aşamaya getirdikleri bir operasyondu. İşte 85–87 arası. Onların birçoğu Vestel’deydi. Oradan bir noktaya geldi, Vestel’de ilk günden itibaren de kendi markasını Türk piyasasında kullanmaya başladı.
91 yılında Polly Peck battı. Ve 91 yılında Polly Peck kayyumlara devredildi. Devredildiğinde Polly Peck’in birçok kuruluşu kayyumlar tarafından satılmaya başlandı. Bunlardan bir tanesi de Vestel’di. O 91–95 arasında Ahmet Zorlu Vestel’i almadan önceki dönemde Vestel kendi kaynaklarıyla devam etmek zorunda kaldı, kendi kaynakları da kısıtlı olduğu için çok zor bir dönemden geçti. Üretimini devam ettirmek, faaliyetlerini devam ettirmek açısından 91–95 bayağı zor bir dönemdi, ama o dönemi başarıyla atlattı.
Ahmet Nazif Zorlu dönemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ahmet Bey 95’in başında aldı; ondan sonra zaten Vestel’in patlama dönemi başladı. Ahmet Bey’in ilk projesi şuydu: Ahmet Bey tekstilci biliyorsunuz. Sıfırdan başlamış, tekstilde çok büyümüş, ölçek ekonomisinin ne olduğunu Türkiye’de ilk kavrayan insanlardan bir tanesi. Büyük ölçekte üretim yapmanın, büyük ölçekte satmanın önemini çok önceden görmüş bir insan. Gelir gelmez ilk işi ARGE departmanını bastan sona yenilemek oldu. Ahmet Bey’in bu gelişmeye ne kadar meraklı olduğunun ilk göstergelerinden bir tanesi zaten oydu. Hemen geldi, para koydu, yatırımları hızlandırdı, hedefleri koydu. İlk yılki hedefi 1.000.000’du mesela.

O zaman ne kadar üretim yapılıyordu?

380.000 üretim yapılıyordu. Neredeyse 2 buçuk misli hedefi vardı. Ondan sonra bu hedef her sene katlanarak gitti. Gerekli yatırımlar yapıldı, kadrolar takviye edildi, bazı kadrolar değişti. E tabii Vestel’in bir altyapısı vardı, oturmuş kadroları vardı, Ar-Ge’nin Core Ar-Ge’si vardı, her şeyi vardı. Dolayısıyla bunun üzerine olduğu için pazarlarda Distribution Channel’i falan oturmuş vaziyetteydi. Gelir gelmez zaten Turan Bey’e soruldu, “Pazarlarda gelişmemiz için ne yapalım ?” diye, “Şu şu ülkelerde ofis  açalım.” dedi. Hemen gidip açtılar yani. Karar süreçleri çok kısaldı. Tıkır tıkır hemen her tarafta o faaliyet başlayınca onun doğal sonuçları da hemen alınmaya başlandı.

Peki Vestel beyaz eşyaya girmeye nasıl karar verdi ?

Polly Peck zamanında Vestel beyaz eşyaya girmişti. Merloni Grubu’yla ortak buzdolabı, çamaşır makinesi yatırımı vardı. Ahmet Zorlu Vestel’i aldıktan sonra beyaz eşyayla elektroniğin birlikte gideceğini gördü ve Merloni’ye şu teklifte bulundu: “Ya hepsini ver, ya hepsini al.” Onlar hepsini almaya karar verdiler. Bu 96 yılında oluyor. Merloni’ye devrettik hisselerimizi ve sıfırdan yeni yatırım yapma kararı verdik.

İşte ilk önce buzdolabı fabrikası, arkasından çamaşır makinesi fabrikası, arkasından fırın derken 1.000.000 metrekarelik Vestel City oluştu. Şu anda beyaz eşyanın bütün kollarında da üretim yapıyoruz.

Peki Avrupa’da pazar payları nasıl gelişti?

Yani uzun süre biz ihracatta beyaz eşyada bir numaraydık. Zaten televizyonda, sektörümüzde her zaman bir numarayız. Hiçbir zaman iki numara olmadık. Avrupa’da biz Vestel markasıyla ürün satmıyoruz satsak da çok az satıyoruz; bazı komşu ülkelere satıyoruz. Onun dışında da biz OEM–ODM dediğimiz bir üretim firmasıyız. Birçok markaya beyaz eşyada ürün yapmaya başladık. Dünya devlerine, Avrupa’nın devlerine ürün yapmaya başladık. Onun dışında bu süpermarketlerin Private Label dediğimiz bir markaları var. İşte diyelim ki Carrefour’un markası var, Darty’nin markası var, Mediamarkt’ın markası var. Bu markalarla da o firmalara, o süpermarketlere ürün yapmaya başladık. Pazar payımız öyle arttı.

Vestel’in Ahmet Bey ile olan o yapısı 2000’li yılların başında mı oturdu?

Hayır. 96’da hemen oturdu. Yani Ahmet Bey gelir gelmez etkisi hemen görüldü. Çünkü Ahmet Bey’e götürülen işi büyütmeyle ilgili, daha farklı pazarlara girmeyle ilgili teklifleri Ahmet Bey hemen onaylamıştır. Yani Vestel Yönetimi öyle çok zorlanmamıştır. Hatta Vestel Yönetimi birçok durumda Ahmet Bey’i durdurmaya çalışmıştır, yapmayalım bunu, diye. Esas Ahmet Bey’i durdurmayla ilgili problem olmuştur. Çünkü baştan bazı şeylere o kadar da inanmamıştır Vestel Yönetimi. Ama ondan sonra, o gelişmeleri gördükten sonra inanmışlardır.

Derginizi inceledim de, Vestel M2M uygulamalarıyla ilgili olarak cep telefonundan gönderilen o akıllı klima ilgimi çekti. Bu tarz başka uygulamalar da olacak mı?

Şimdi o Smart Home dediğimiz konsept de evdeki cihazlara, başka cihazlarla dışarıdan müdahale edebilme yeteneği diyeyim. İşte evinizdeki perdenizden buzdolabınıza, çamaşır makinenizden, televizyonunuza, klimanıza; akıllı telefonların üzerindeki Application’larla müdahale edebilme, ışığını açma kapatma, dolabı açma kapatma, fırını açma kapatma gibi projeler üzerinde çalışıyoruz şu anda. Konu teknolojik değil, teknolojik olarak bütün bu altyapı Vestel’de var aslında. Konu bu işte müşteriye bir müşterinin para verebileceği bir özellik katma. Müşteriye özellik katarsınız, hiç kimse para vermezse zaten bu sizi zarara götürür. Müşterinin para verebileceği özellikleri katabilme konusunda sektörün problemleri var. Türkiye için söylemiyorum, dünya için soyluyorum bunu. Yani ben işte çamaşır makinemi tabletimdeki bir düğmeye basarak çalıştırmam için bana kaç kuruş fazla verecek, onu bilemiyor. Yani iş modeliyle ilgili problemler var. Bu şu ana kadar söylediklerimde teknik hiçbir şey yok.

Teknik olarak bunlar halledilebilir, diyorsunuz öyle mi?

Şu anda teknik altyapı hazır. Burada en önemli şey bu Smart Home uygulamalarında Smart Grid dediğimiz bir uygulama var. Yani elektriğin değişik saatlerde, değişik tarifelendirilmesi konsepti. Bazı saatler ucuz, bazı saatler pahalı. Eğer bu Türkiye’de veya başka yerde gerçek anlamda hayata geçerse, o zaman ben çamaşır makinemi tarifenin en ucuz olduğu zamanlarda otomatik olarak çalıştırabilirim.

 

 

Veya buzdolabımı akşam saatleri elektriğin en pahalı olduğu saatlerdir akşam 18–20 arası diyelim, o saatlerde daha düşük olarak çalıştırırsam Overall’da 24 saat benim orada enerji tasarrufum oldukça fazla olabilir.

Yani doğal gazın eve gelmeden bir saat önce açılması gibi mi?
Tabii tabii. Yani bunlar kombiye de uygulanabilir. Mesela şimdi klimayı çalıştırıyorsun, klimayı çok yüksek hızla da çalıştırabilirsin, düşük hızla da çalıştırabilirsin. Ama ben ona akıl katarak enerjinin pahalı olduğu saatlerde daha düşük seviyede çalıştırırım, belki oda ısısı 1 derece fark eder, insanlar onu bile fark etmez, ondan sonra tekrar eski seviyesine getirebilirim. Bu aklı da yazılım içerisine koyabilirim. Bu tip projeler üzerinde çalışıyoruz ve tabii ki fuarlarda gösteriyoruz.

Şimdi Wi-fi teknolojilerini geliştirdikten sonra bu cihazların ZigBee denen daha ucuz bir teknolojiyle birbirine konuşması teknolojisi var. 3G teknolojisi demeyeyim de 2G uygun.  Çünkü cihazla komünikasyonda iki tarafın birbirine çok fazla şey söylemesine gerek yok.

Bir Application üzerinden olmuyor mu bu?

Application üzerinden oluyor ama sadece “Aç” komutu 1 Bit’lik bir şey dolayısıyla bu komünikasyon çok basit bir komünikasyon. Video göndermiyorum yani cihaza o kadar çok büyük şeye ihtiyacım yok. Smart Home Vestel’in önemli gelecek konularından, yakın gelecek konularından bir tanesi. Üzerinde şu an proje yürütülen konular bunlar.

Böyle bir paket konsepti halinde mi peki?

Tabii ki şimdi dünya nereye gidiyor, standartlar neler? Mesela 3G bütün telefonlar için bir standart dünyada. Smart Home da 3G gibi bir şey. Şu anda 15–20 tane Smart Home’la ilgili değişik standartlar üzerine çalışan, o standartları öne çıkarmaya çalışan gruplar var.

Türkiye’de mi?

Dünyada. Yani Vestel bir şey yapıyorsa dünya için yapıyordur; sadece Türkiye için bir şey yapmaz. Vestel’in önemli özelliklerinden bir tanesi dünya ile birlikte hareket etmeye çalışmasıdır. Çünkü ben bir eve girdiğimde benim buzdolabım var, Ahmet’in çamaşır makinesi varsa, ikisi ayni sistemde aynı standartlarda çalışıyorsa, işte benim cep telefonumun Application’u belirli standarttaysa o zaman daha çok müşteri o standardı kolay alabilir. Mesela Android. Her şey Android’liyse o zaman Android standartlı bir ürünü müşteri daha kolay alabilir çünkü elinde zaten bununla ilgili daha evvel bazı şeyleri vardır.

Peki ne zaman? Bu uygulamaların başlayacağı zamanla ilgili bir tahmininiz var mı?

1 yıl içinde ama o dediğim iş modeli konusundaki sıkıntılar çözülürse.

 

Ben o aklı koyduğumda o aklın parasını bana insanlar ne zaman vermeye hazırsa ben o zaman hazırım. Tabii ki bazı Premium Line’lari daha evvel çıkartacağız. Bu sene içerisinde bunların bir kısmı hayatta olacak.

Peki Vestel’in gelecek projeleriyle ilgili konuşmadığımız ya da sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Mesela cep telefonu çok enteresan bir konu tabii, hatta bakanı dinlemiş miydiniz geçenlerde TESİD toplantısında Bakan şunu demişti: “Nokia’nın CEO’suyla konuşuyordum, ben yıllardır Nokia kullanıcısıydım, sizin geçileceğinize asla inanmıyordum, nasıl geçildiniz?” demiş, adam da: “Biz de inanmıyorduk.” demiş. Güzel bir cevaptı. Yani buralarda şartlar çok değişiyor. Teknolojiler çok ve hızlı değişiyor.

 

Apple 97’de batarken, birden bire tepelere çıktı. Blackberry sıfırdan çıkıp 35 sene sonra iyice gözden düştü. Bu işte çıkışlar, inişler çok fazla. Ve üç aşağı beş yukarı teknolojileri de artık herkes gidip aynı yerlerden alıyor. İşte o da Qualcomm’dan çip alacak, ben de Qualcomm’dan çip alacağım. Onunki de  Google’dan Android, benimki de Android. Application Store’lar orada da var, bende de var. Dolayısıyla bizim bu konularda değişiklik yapabilme yeteneğimiz var. Cep telefonunda başarılı olabiliriz. Onun için cep telefonu gibi işte milyar adetlik bir alandan geri düşmemiz düşünülmemesi gerekiyor dolayısıyla cep telefonuna girme kararı verdik. Çünkü bizim üretim teknolojimiz, Ar-Ge yapımız, her şeyimiz cep telefonuna çok uygun.

 

Peki, teşekkür ederiz.

 

Rica ederim.

 

Söyleşi Tarihi : Büyük Sıçrama 2014-15

Relatived Posts
Fatih İşbecer Söyleşisi ( 22 Dec,2015 )
Faik Erem Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Ali Sinan Tunaoğlu Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Hüseyin Geliş Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Şahin Tulga Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Written by