Büyük Sıçrama Blog

Şahin Tulga Söyleşisi

“Hindistan’a gidip gördüm. 1.2 milyar nüfusu olan bir ülke. 1 milyar insan büyük bir ihtimalle açlık, sefalet sınırında. Geri kalan 200 milyonla işi götürüyorlar ama maaşlar, gelir seviyesi çok düşük. Çok da iyi üniversiteleri var. Çok da iyi miktarda bilgisayar mühendisi dediğimiz, özellikle yazılım mühendisi yetiştiriyorlar. Bizim onlar karşısında rakip olmamız ancak Nish pazarlarda olur. Büyük çaplı olması çok zor. Nish konularda Türkiye bence lider olabilir ve iyi de para kazanır.”

 

 

Information ile Communication teknolojileri birleşiyor ICT doğuyor.

 

Şimdi bizim sektörümüz ki ben 1983 senesinde başladım bu işe. Kişisel bilgisayar ağırlıklı olarak başladım, kişisel bilgisayar sektöründe ve uzun yıllar elektronik sektörü, bilgi işlem sektörü ve iletişim sektörü ayrı kollar şeklinde gitti. Ne zaman birleşti dersen, bu yakın zaman yaşandı. Eskiden bilgisayar mesela tek başına bir üründü. Bir de yazılım tabi muhakkak olması lazım. Yani yazılımsız bir bilgisayar olamaz ama yazılım ve donanım nispeten el eleydi. Fakat yazılımlı bilgisayar bile artık internetsiz ürün haline gelmedi. Yani bir anlamı kalmadı. İnternetle birleşince o yakınsama ile birlikte iletişim ve bilgi teknolojileri birleşti. Mesela İngilizcesi IT diye biliniyordu yani bilgi teknolojileri. Şimdi ICT deniyor yani Information And Communication Technology diyor. Her şey akıllı olmaya başladı. 3 sektör bir yerde birleşti veya birbirine çok yakınlaştı diyebiliriz. Tabi ki bilgisayarsız aletler hala var ama akılsız aletler gitgide azalıyor. Elektroniğin artık önemli bir parçası bilgisayar. Elektronik endüstrisinin, elektrikli aletlerin. Dediğim gibi 90′lı yılların sonunda hem elektronik, hem bilgi teknolojileri, hem iletişim artık birbirinin içine girdi diyebiliriz.

 

Masaüstü bilgisayarlar Türkiye’ye 80′lerde mi geldi?

Türkiye’ye 80′lerde geldi. 80′li yılların başında geldi. İlk gelenler de IBM değildi. Başka başka markalar vardı. Osborne ilk portatif bilgisayarı çıkartmıştı. O aklımda. Tabi ki oyun bilgisayarları da vardı çok küçük ama meraklıları BASIC kullanarak uygulama yazarlardı. O zaman hazır yazılmış uygulama yoktu mesela bu masaüstü bilgisayarları için. Herkes özel yazardı. 80′li yılların ortalarında artık bu Logo gibi, Link gibi muhasebe programı yazan firmalar ve genel muhasebe uygulamaları çıkmaya başladı. Bu firmalar 80′li yılların ortalarında çıktı.

 

Logo ve Link yazılım firmaları mı?

 

Evet. Logo’nun sahibi Tuğrul Tekbulut. Link’in sahibi de Murat Kasaroğlu’ydu. Onlar başlatmışlardı.

 

Türkiye’de firmalar 80’lerde televizyon olayına girmiş ama kişisel bilgisayar olayına hemen girmemiş. 10 sene beklenmiş.

 

Evet, doğru.

 

Niye böyle? Büyük firmalar el atmamış mesela, ilginç. Henüz bilgi yeterliliği mi yoktu?

 

Türkiye’de bu işin bilgisayar mühendisleri tarafından yapılacağı düşünüyordu ve Türkiye çok az sayıda bilgisayar mühendisi yetiştiriyordu. Hala çok az miktarda yetiştiriyor. Yani ihtiyacın çok altında yetiştiriyor. O yanılgıdan çıktı bence. Bilinen bir konu değildi ama dünyada da biliyorsun, bir tarım çağı yaşandı. Ondan sonra sanayi çağına geçildi. Ondan sonra bilgi çağına geçildi. Esas akım sanayiden bilgiye geçmek oldu. Bilgisayar da burada bir aracıydı. Bilgisayar olmadan bilgi çağına geçmek mümkün değil. Bilgiyi üretmek, üretilen bilgiyi saklamak, dağıtmak… Bunlar ancak bilgisayar ve iletişim teknolojileri ile mümkün. Türkiye tarım çağından, sanayi çağına nasıl geçtiyse, bilgi çağına da biraz ittire kaktıra geçti. Oradan bakmak lazım. Bilgi ve amaç; insanlar baktılar, ne işe yarar, dediler. Muhasebe işine yarar, dediler.

 

Ancak internetin gelmesiyle birlikte Türkiye’ye ki o da işte 1990′lı yılların sonunda geldi.  O zaman Türkiye bir bilgi çağına doğru adım attı. Bilgi üretmeye başladı ama ne yazık ki hala çok yetersiz.

 

Peki, 1990′ların başındaki montaj,  ileri gidilebildi mi? Türkiye’deki bilgisayar sektöründe?

 

Şu anda hepsi montaj. Kişisel bilgisayarlar içinde Türkiye’de üretilen bir parça yok ama durum endüstriyel bilgisayarlarda, Aselsan’da görmüşsündür, çok farklı. Mesela Aselsan askeri bilgisayarlar, askeri amaçlı bilgisayarlar üretiyor. Hepsini kendi üretiyor. Çok sofistike bir biçimde üretiyor hem de. Aselsan çok katmanlı kartlar yapabiliyor. Hem kendi yapıyor, hem başkasına yaptırtıyor.

 

Yazılım konusunda neler diyeceksiniz?

 

Şimdi dünyada bir sürü Trend var. Trend’lerden bir tanesi dijitalleştirilebilen her şey şu anda dijitalleştiriliyor. Bunu yaparken de tabi ki yazılım çok çok önemli. Yazılım deyince bir muhasebe yazılımını düşünememek lazım. Aletlerin içerisine konan Firmware’ler var. Çiplerin içerisine konan yazılımlar var. Bu yazılımlar konusunda şu anda namütenahi fırsat var. Türkiye’de de yeteri kadar olmasa bile bilgisayar mühendisleri, yazılım mühendisleri var. Bilgisayar mühendisi demeyi sevmiyorum ben. Yazılım mühendisi demek apayrı bir şey çünkü onların mühendisliği apayrı bir şey. Yazılım mühendislerimiz de var. Yeteri kadar olmasa bile onlar önlerine çıkan konuları değerlendirip, yazılımlar hazırlayabilirler çünkü namütenahi uygulama alanları var. Öyle bir fırsat var. Çok büyük bir yatırıma ihtiyaç yok. Çok büyük yatırım yapmadığınız zaman onu batırma riskiniz de çok az. Yatırdığınız para ne ki?

 

Hangi alanlar bunlar?

 

Düşünebileceğiniz her konuda. Endüstride kullanımı, süreçlerin dijital hale getirilmesi vs. her konuda. Mobil dünyada. Sürekli bir fırsat treni uğruyor bizim istasyonumuza. Mesela mobil dünyada uygulamalar. Şimdi büyük bilgisayarla da yapılan bütün uygulamalar, kişisel bilgisayarlara geçti. Kişisel bilgisayardakiler şimdi mobil bilgisayarlara ki bunu içinde telefonda var. Akıllı telefonlar… İşte oraya uygulama…

 

Uygulama teknolojileri, o iyi bir fırsat diyorsunuz öyle mi?

 

Bilgi işlem dediğim gibi artık buluta kayıyor. Gerçi buluttan kastımız yine internete bağlı arka planda büyük boy bilgisayarlar var. Bulut sonuçta o ama onun işlemesi de farklı. Onun teknolojisi de farklı. Ona uygun hale getirilmesi. Uygulamaların, buluta uygun hale getirilmesi. İnternet üzerinden hizmet vermesi.

 

Bulut nedir tam olarak açıklayabilir misiniz?

 

Bulut şudur: Bugün bir bankayı ele alalım veya bir departmanı, bir şirketin kendi bilgisayarında yaptığı işi, kendi bilgisayarında yapmayıp, internetten başka bir bilgisayara bağlanıp yapması. Bulut budur. Bulut denmesinin sebebi de biz çizerken, bir bulut yaparız. Bulut’un içerisinden gösteririz ama o bulutun arkasında yani o internet bulutunun arkasında muhakkak büyük boy bilgisayarlar vardır.

 

Şimdiki uygulamada, bulutsuz uygulamada firmalar bir şekilde kendi bilgisayarlarına bağlanıyorlar ve genelde lokal kanaldan bağlanıyorlar. Kendi kabloları ile bağlanıyorlar ama buluta internet üzerinden bağlanıyorlar. Bulut dediğimiz bu. Bu uygulamalarda insanlar, bireyler de, tüketiciler de işte bu akıllı telefonların kendi ana bellekleri yetersiz olduğu için, mesela fotoğraf çekiyorlar, onu bulutta saklıyorlar. Arka planda internet üzerinden ulaştıkları bir bilgisayarda saklıyor aslında.

 

Aynı şekilde şirketler de kendi ticari uygulamalarını, şirket uygulamalarını başka bir bilgisayarda, uzaktaki bir bilgisayarda, internetle erişerek yapıyorlar. Bu teknolojiler tabi daha çok primitif şu anda. İleride göreceğimiz teknolojilerle kıyas kabul etmez ama bulut teknolojileri öyle olacak ki siz bir bilgisayara istek yolladığınız zaman, şunu işle dediğiniz zaman bunun bir kısmı Amerika’daki bir bilgisayarda yapılacak, bir kısmı belki Pakistan’daki, bir kısmı belki Malezya’dakinde yapılacak. O bir yerde birleştirilecek.

 

Bu uluslararası proje mi? Yoksa düzensiz ilerleyen hani bir evrimin zorunluluğu gibi mi?

 

Şu anda düzensiz ilerleyen bir konu ama baktığınız zaman bütün işler öyle düzensiz başladı. Ondan sonra bir standart oluştu.

 

Şu anda bir proje veya lideri olmayan bir şey öyle mi?

 

Standardı olmayan bir şey. Standart iki türlü oluşuyor bizim sektörümüzde. Bir şekilde firmalar bir araya geliyorlar. Böyle farklı standartlarda iş yapmak hem riskli hem de maliyeti yüksek. Gel biz standart oluşturalım, diyorlar. Bir komite oluşturuyorlar ya da bir tane firma liderliği eline geçiriyor. Herkes ona uymak zorunda kalıyor.

 

Gelecekte de bu buluta bir yazılım standardı oluşturan çok ciddi büyüklükte bir lider olacak diyorsunuz öyle mi?

 

Evet, evet. Bu da bir fırsat. Yazılımcılar için, yazılım mühendisleri için bir fırsat.

 

Microsoft bunun için çalışmıyor mu?

 

Çalışıyor. Herkes çalışıyor. Herkes bulut için çalışıyor. Microsoft yazılım geliştirmeye çalışıyor. Google yazılım geliştirmeye çalışıyor. Kendisininkini standart haline getirmeye çalışıyor. Büyük şirketler, Telekom şirketleri, Turkcell mesela büyük bilgisayarları bir araya getirerek bulut hizmeti vermeye çalışıyor. Apple keza aynı şekilde, kendi müşterilerine. Çok büyük bir aktivite var şu anda. HP aynı şekilde.

 

 

Bulut bana sanki çok uzun yıllar sürecek bir şey gibi geliyor ama…

 

Hep öyle gelir ama. Eskiden de uzun yıllar sürer diyorduk ama muhakkak bu internetin tetiklediği, internetin ortaya çıkardığı bir fırsat bu bulut. İnternet sayesinde. İnternet ne zaman çıktı? Çok popüler hale ne zaman geldi? İnternet 70′li yıllarda çıktı ama popüler hale gelmesi 90′lı yıllarda oldu. 90′lı yıllardan 2010′lu yıllara geldik. Bulutu yeni konuşmaya başlıyoruz, şimdi uygulamaya başlıyoruz. Vakit alıyor buraya gelmesi. Şartlar da zorluyor.

 

Biz Türkiye olarak dünyaya bir teknoloji armağan edebilecek miyiz?

 

Dediğim gibi teknoloji sektörleri çok hızlı geliştiği için buraya yatırım yapmak Türk iş adamlarına uygun değil. Onların mantalitelerine uygun değil. Herkesin ağzına pelesenk olmuş bir hikaye var o da Doğuş Holding’in çok basit bir teknoloji olan XICP teknolojilerine yaptığı yatırım. Ixir, işte buraya 80 milyon dolar yatırması yani çok düşük seviye bir teknolojiye. Burada 80 milyon doları batırması. Herkes bunu konuşuyor. İş adamları onun için teknolojiden uzak duruyorlar.

 

Ixir ne oldu? Adsl çıkınca mı battı? Benim hatırladığım böyle bir paket verirlerdi. İnternet paketi, tıklardınız şifre girilirdi.

 

Ixır’in hatası şu oldu. Sektöre giriş engelinin çok düşük olduğu bir sektöre büyük yatırım yaptı ama başka oyuncular da girdiler ve fiyatı düşürdüler. İnternet servis sağlayıcılığı bir farklılaşmanın çok mümkün olmadığı ve dolayısıyla düşük fiyatın kazandığı bir sektör oldu. İş oldu, iş kolu oldu. Öyle olunca o paralar gitti. Bir yerde yönetim bilimlerini bilmemekten kaynaklanan bir fiyaskodur.

 

Başka kim vardı?

 

Superonline vardı. Superonline, şimdi Turcell’in şemsiyesi altına girdi ve Turkcell’in bir tarafta satış kadrosu, bir tarafta mobil hizmetleri satarken, bir taraftan sabit hizmetleri de satıyor. Mesela Turkcell’in bulut çalışmaları Superonline markası altında gerçekleşiyor. Turkcell’in hızlı internet çalışmaları, sabit hat çalışmaları Superonline markası altında çalışıyor.

 

Türk Telekom şu anki hemen hemen tek servis sağlayıcı mı?

 

İnternet tarafında omurgada ana oyuncu Türk Telekom. Bir ara tek oyuncuydu, şu anda ana oyuncu. Turkcell’de bu işe yatırım yaptı.

 

Özal’ın televizyon teşvikleri olduğunu biliyorum.

 

Genelde bilişime destek muhakkak olmuştur ama bilişimin kullanılmasına desteği AK Parti iktidarı yaptı. Bence doğru olanı da yaptılar ama bilişimde yatırıma destek hiç bir zaman olmadı. Varsa da çok düşük. Büyük bir engel var. İş adamının büyük ölçekli para yatırmasına engel var.

Geçmişin başarıları bile şu an için yeterli cesareti verecek düzeyde değil, diyorsunuz. Bir Çin korkusu da var herhalde, doğru mu?

 

Çin, Hindistan.

 

Peki Türkiye için fırsatlar nerede?

 

Hindistan’a gidip gördüm. 1.2 milyar nüfusu olan bir ülke. 1 milyar insan büyük bir ihtimalle açlık, sefalet sınırında. Geri kalan 200 milyonla işi götürüyorlar ama maaşlar, gelir seviyesi çok düşük. Çok da iyi üniversiteleri var. Çok da iyi miktarda bilgisayar mühendisi dediğimiz, özellikle yazılım mühendisi yetiştiriyorlar. Bizim onlar karşısında rakip olmamız ancak Nish pazarlarda olur. Büyük çaplı olması çok zor. Nish konularda Türkiye bence lider olabilir ve iyi de para kazanır.

 

Hangi konularda mesela?

 

Bunu söylemek zor ama genelde bir konuda en iyisini çıkartacaksınız ve böyle herkese hitap etmeyecek. Nish konu zaten o. Herkese hitap etmeyecek ama bir konuda çok iyi bir şey çıkartacaksınız, bir yazılım çıkartacaksınız ve o konuya odaklanacaksınız. Belli kısıtlı müşteri grubuna odaklanacaksınız ve o ürünü dünyanın ürünü haline getireceksiniz. Para kazanmanın, lider olmanın yolu bu.

 

Küçük ölçekli ama katma değeri yüksek olan konularda şansımız var diyorsunuz.

 

Yüksek evet.

 

Yoksa büyük ölçeğe hitap eden konularda biraz zor diyorsunuz.

 

Mesela genelde kaynak planlamasında lider artık belli. ASP veya Oracle, iki tanesi çarpışıyor. Bunların eksik kaldığı sektörel konularda dünya standardı yazılımlar geliştiriyor olabiliriz gibi. Nish konulara yatırım yapmak lazım. Mesela POZİTRON diye mobil dünyada ödeme sistemleri yaratan, Türkiye’de bir firma var. Bu firma yurt dışındaki firmalara iş yapıyor. Mobil ödeme işleri konusunda. Ebay’e iş yapıyor.

 

Fatih Projesi’nden bahsedebilir misiniz?

 

Fatih Projesi hayata geçirilirse orada da mesela bir eğitim uygulama kitapları, elektronik kitapları ortaya çıkacak. O uygulama kitaplarını yani elektronik ders kitaplarını, e-kitapları geliştirecek yazılımlar geliştirilecek bu sefer.

 

Yeni bir sektör ortaya çıkacak.

Müthiş bir şekilde elektronik kitap okuyacağız.

 

Peki Fatih Projesi’nin bir muadili var mı dünyada?

 

Güney Kore’de var. ABD’de Kaliforniya’da var.

 

Teşekkürler Şahin Bey, söylemek istediğiniz son bir şey var mıdır?

 

Hayır, sağ olun.

 

 

Söyleşi Tarihi : Büyük Sıçrama 2014-15

Relatived Posts
Ceyhan Saldanlı Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Fikret Yücel Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Şahin Tulga Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Prof. Dr. Duran Leblebici Söyleşisi ( 28 Dec,2016 )
Vural Akman Söyleşisi ( 18 Jul,2017 )
Written by